İçimden Geçenler

portreÖzgecan’a
İki sene önce , Polonyadayım. Gün güneşli ama sokak ıssız. Elimde koca bavul ara sokaklardaki hosteli bulmak için iç kısımlara doğru , harita ile ilerliyorum. İşin içinden çıkamadım. Durdum, haritayı bir o tarafa bir bu tarafa döndürürken, iyi giyimli bir adam yaklaştı :
‘Güzel bayan size yardım edeyim ?
‘Yok yok ‘ dedim, ben kendim bulurum.


Tam o sırada yanımızdan geçen bir kadın , adama döndü:
‘Ben de Polonya’lıyım, ben yardım ederim.’
Adam uzaklaşırken kadın beni dumura uğrattı :
‘Ne tatlı di mi? Biz Polonyalılar böyleyiz işte, birisinin ihtiyacı mı var, hemen yardıma koşarız.’
Kadın beni aradığım adrese kadar bıraktı- evet, gerçekten yardımseverler-. Ayrıldıktan sonra ise kafamda ise bir sürü soru :
‘Ben o adamdan niye o kadar ürktüm?’ ‘Neden hemen üzerine kötü bir etiket yapıştırdım?’
Kendime kızdım, acımasız ön yargılarıma da.
Ama biliriz, yol ıssızsa ve bir adam siz yardım istemeden size yaklaşıyorsa en iyi ihtimalle laf atacaktır.
Bilinç altımda bu kodlar var işte. Hep bir tetikte olma hali.
Peki hep böyle mi olacak, hep bir korku halinde mi olacağız?

Özgecan’ın ölümünün içimde nasıl yankılandığına bakıyorum.
Olayın vahşeti bir yana, sosyal medyada dönen yorumlara da.
Küfürlerin havada uçuştuğu,şiddetin klavye halinin nasıl olabileceğini gösteren bir dünya.

Şiddet ne zaman içimize bu kadar sindi? Bağcılarda öğretmenlik yaparken televizyonlardaki gergin gündemin yansımasını hemen ertesi gün karşıt görüşlü öğrencilerin kavgalarında görürdüm. Üstelik kavga siyasi olmasına rağmen yanında muhakkak ‘şöyle yaparım’ ve ‘böyle yaparım’ tarzında cinsiyetçi küfürler olurdu. İnsanlar öfkelerini haykırmak için hangi zamandan beri cinsel öğeleri kullanıyor? Hangi zamandan beri bunu bir güç göstergesi olarak yapıyor? Zamanını bilmiyorum ama gençlik grupları içinde çok yaygın olduğunu söyleyebilirim. Şiddet uzakta değil.
İkinci bir mesele, sınıflarda çoğunluğun merak ettiği, bazılarının içinden geçirdiği, bazılarının da sözel olarak sorduğu şahsıma yöneltilen ‘Ateist misiniz? sorusu idi. O bir felsefeci ve başı açık. Aslında bu durumda sözlü olmayan bir anlaşma var. ‘Bana kimliğini söyle, ona göre seni aklımda bir kalıba oturtacağım ve ona göre de ders hakkında fikir vereceğim.’ Açıkçası ilk günlerde üzerime alınıp, niye böyle sorular diye kendimi üzsem de daha sonra gördüm ki, içinde olduğumuz sistem buna göre işliyor. ‘Sen neredensin? Necisin? Ona göre seni bir kalıba koyacağım ve yargılayacağım.’ Hatta eğer karşımdaki kişi benim gibi değilse ona şiddet de uygulayabilirim.İşin ilginç tarafı, çocuklukta görülen bu davranış kalıpları, büyüyünce kaybolmuyor, sadece şekil değiştiriyor. ‘Benim gibi olmayana, farklılıklara, benim dediğimi yapmayana yer yok.’

Şiddetin cinsiyet rolleriyle beslenen , ‘Aman kızım alttan al,sert çıkışlar yapma; erkek adam çok konuşmaz, ağlamaz’ kalıplarıyla bizi bastıran bir canavar olduğunu düşünüyorum. Ayrıca, cinsiyetimiz ne olursa olsun,sinsice işliyor, hiç olmadı,oturduğu yerden, ‘senin rolün bu değil’ diye komut veriyor, içten içe kemirtiyor. Oysa ki bilemedik ki bastırılan her şey katlanarak bize geri dönecek. İfade etmenin gerekliliğini çok sonra öğrendik.Ne mutlu sosyal medyada kadınların uğradıkları tacizleri anlatması için bir platform açıldı #sendeanlat  Suçlu değiliz ve yalnız da değiliz. Aslında keşke toplumdaki erkeklerin de böyle konuşabilecekleri ve kendilerini anlatabilecekleri bir platform olsa.Birbirimizi dinlesek ve anlasak. İçimizdeki şiddeti nasıl alt ederiz bir baksak.
Dün akşam Özgecan’ın ablası televizyonda ‘Dersi mersi bir kenara bırakın da sevgiye odaklanın’ diyordu. Bütün samimiyetimle söylüyorum ki, şimdiki aklım olsa, ben de öğrencilerde gördüğüm kavgalardan sonra ders anlatma peşinde koşmaz, her birinin içinde nasıl duygular yankılanıyor,onları dinlerdim.
İstatistikler kötü konuşuyor, yakınımızda uzağımızda kadınlar acı çekiyor, fiziksel ya da değil, hepimiz şiddete maruz kalıyoruz. Peki şimdi, bugünden itibaren, ne yapabiliriz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir