Tarlabaşı’nın Hikayecileri

Şişhane’den Taksim’e çıkan otobüs yolunda eski karakolun sokağından girip aşağı doğru kıvrılıp Tarlabaşı’na varıyorum. Tarlabaşı beni yine dar sokaklarıyla binadan binaya sallanan çamaşırlarıyla, sokakta oynayan çocuklarıyla karşılıyor. Buraya geliş sebebim, harika çalışmalar yapan Tarlabaşı Toplum Merkezi. Merkezin gönüllülerinden Öykü ile birlikte kolaj atölyesi düzenleyeceğiz.

 

Buraya her geldiğimde heyecanlanıyorum. Çocuklarla çalışmak çok güzel, Tarlabaşı’nın ruhu çok etkileyici. Öykü ile küçük bir beyin fırtınasından sonra işe koyuluyoruz. Öykü dergiden resimler seçerken ben de kütüphaneye yöneliyorum. Bakıyorum içinde tohum geçen kitaplara. Buldum! Arkadaşım Nalan Özdemir Erem’in Tohumun Rüyası kitabı burada. Sınıfa geçiyorum. Bana bakan 12 çift göz. Ah ne güzeller! Önce Tohumun Rüyasını anlatıyorum onlara. Gördükleri tohumları soruyorum zaten çoğu köyden gelmiş, görmüşler tohumun öyküsünü. Sonra Öykü ile birlikte kolaj çalışmasına geçiyoruz. Çocuklar dergilerden kestikleri fotoğrafları kağıtlara yapıştırıp bir hikaye oluşturacaklar. Herkes bireysel olarak kendi hikayesini yazacak. Marifetli eller çalışmaya başlıyor. Ağaçlar, çiçekler, arılar. Onları seyretmek çok keyifli.

Kolajlar bittiğinde çember oluyoruz, her birimiz sırayla kağıda oluşturduğumuz hikayelerimizi anlatacağız. Çemberin bir adabı var: Herkes birbirine eşit uzaklıkta ve herkes sırayla konuşuyor, kimse birbirinin sözünü kesmiyor. Ah ne hikayeler! ‘Evvel zaman içinde’ diye başlayan masal tadında hikayeler mi desem, sahibi ‘Ben çekiniyorum, anlatamam’ deyince, mahcup bir hale gelen hikayeler mi? Birbirimizi dinliyoruz. Bazen bir ağaç baş rolde oluyor, bazen güneş. Yaratıcılıklarına hayran oluyorum.

Herkes hikayesini bitirince, el ele tutuşup çemberi kapatıyoruz. Bana her birimizin farklı öyküsü olduğunu anlatan bu çocuklarla çalışmaya bayılıyorum. Gözlerinde bir sürü duygu var, sevinç, hüzün, merak. Yaşama karşı güçlü duruşlarını, hareketlerini, sordukları soruları seviyorum. Şayet Tarlabaşı tarafına yolunuz düşerse TTM’ye uğramadan dönmeyin ,bence yaptıkları işleri görünce bu güzel yüreklere hayran kalacaksınız.

Haziran/2016

Görebilir Misin İçimin Rengini?

Görünürlük üzerine bir buluşma ne zamandır içimde yankılanıyordu. ‘Çember’ ya da ‘council’ ya da ‘meclis’.Ankara Yaşam Çemberi‘nde ‘En son ne zaman görüldüğünü hissettin? sorusu beni bayağı sarsmıştı ve kendime sorup duruyordum. Bir kaç gün sonra  Güneybatı toplaşmamızda Fethiye’de- gezginim ya ben, koordinat değiştiriyorum sürekli- Nalan’a bir buluşma düzenleyelim dediğimde buluştuk , konuştuk ve şaşırarak gördüm ki Nalan’ın kendi sitesinde ilk yazdığı yazı görünürlük üzerineymiş .Karşılaşmamız bir tesadüf mü?

12773247_10153981832392445_1227617437_o
Çember, kalpten dinleme ve konuşma üzerine birbirimizin alanlarını gözeterek gerçekleştirdiğimiz bir buluşma.

 

Hazırlıklara başladık, çağrımızı yaptık ve çemberi gerçekleştirdik. Dün görünür olmak isteyen ne varsa su yüzüne çıktı, vakti gelmeyenler, biraz daha demlenmek için bekledi.

939396_10153981832602445_1745323268_o12842466_10153981832237445_518341055_o

İyi hissediyorum, içimdekileri duyan, beni yargılamadan dinleyen, göz göze diz dize oturduğum canlar var. Alanım ve zamanım var. Hele ki şu hızlı İstanbul’un içinde. Dilerim ki, bu bir başlangıç olsun. Bu yazı da fiziksel ya da manevi olarak yanımızda olanlara uçsun <3

*Fotoğraflar için Burcu Ceylan’a teşekkürler 

Anlatıcının Renkleri

şifa1

Geçtiğimiz hafta sonu Seiba Uluslararası Hikaye Anlatıcılığı merkezi tarafından düzenlenen Jessica Wilson ile Masallarla Şifa eğitimine katıldım. Bendeniz anlatıcının yolunda ilerlemekle birlikte ne daha önce masal anlatıcılığı eğitimi almış ne de konu ile ilgili atölyelere katılmıştım. Zaman zaman kendi yolculuğumu zaman zaman ise duyduğum ve okuduğum masalları anlatmaya koyulmuştum. ‘Masallarla Şifa’ meselesi beni cezbetti, içimdeki gizli şifacı bu eğitime gitmek istedi ve Jessica ile masal yolculuğumuz başladı.

Devam

Aykız Masalı ve Masal Oyunu

full+moon

Nur topu gibi bir ay masalımız oldu!Her şey benim gördüğüm rüyayı can arkadaşım İdil’e anlatmamla başladı. ‘Yazsana’ dedi İdil. İlk başta şaşırdım, hiç rüya yazmamıştım. Önce yazdım, sonra da telefonda İdil’e seslendirdim. Bir zaman sonra, bir saat bile geçmemişti ki, telefonda İdil, masalın ikinci bölümünü yazmış, bana okuyor! Biz çok eğlendik . Bir anda bir masal doğdu, hem şaşkın, hem sevinçliyim 🙂
Masalımız şöyle:
Aykız Masalı:

Ay kız bütün aydınlığıyla görünüyordu şehirden. Herkes hayranlıkla seyrediyordu onu. Önünden geçen bulutlar da ayrı güzeldi. İlerleyen saatlerde biri geldi durdu önünde Aykız’ın. Kız ne kadar, ‘Çekil önümden, ışığımı engelleme’ dese de , karşı taraf kaya gibi sertti.
-‘Bekle biraz, sabır göster.’ diyordu. ‘Burası benim yerim, şimdi burada duracağım, zamanı gelince de gideceğim.’
Ay kız ışığını gösteremiyordu kimseye.
_’Tamam, madem öyle bekleyeceğim o zaman.’
Diyordu demesine de, karanlıktan hoşlanmıyordu, şu karanlık geçse, ışısa yine tekrardan, bir an önce, olmaz mıydı?’
Karşısındaki bunu duydu, ‘Bekle, daha vakit var’dedi.
Korkmadı, kabul etti. Yüzeyine düşen gölgelere kızmadı. Gölgelerin bir bir üzerinden geçmesini seyretti.
-‘Peki’ dedi, ‘Şimdi beni kapatabilirsin, arınmam için bu gerekliyse, sabrediyorum ama sonra çekileceksin ve ben ışımaya devam edeceğim’
Ay kızın önünde durmasına izin verdigini duyan gölge rahatladı. Beraberinde getirdiği aslında daha cok gölge vardı ama çekindiğinden saklıyordu onları. Heybesinden diger gölgeleri de çıkardı. Bir bir dizdi ay kızın tam karşısına.
Karanlık daha da koyulaştı ve ay kızın ışığı neredeyse görünmez oldu.
Ay kız boğulur gibiydi, varlığını ışığı yansıtmasına borçluydu. Ama gölgenin sözlerine güvendi ve sabretti.
Günler, aylar geçti gölge ay kızın önünden ayrılmadı, sanki bir şeyler ister gibiydi.
Cesaretini toplayıp karşısındakine tekrar sormaya karar verdi Ay kız.
‘Hey Gölge! ne kadar daha önümde duracaksın? Gitgide soluyorum, güçten düştüğümü görüyorsun. Lütfen bana merhamet et.’
‘Bir şartla çekilirim!’ dedi gölge, ‘bana tüm şefkatin ve sevginle sarılırsan eğer bir daha ışığını kapatmayacağım’
Bunu duyan ay kız şaşırdı, daha önce kimseye hele bir gölgeye sarılmamıştı. Korkmasıyla birlikte gölge daha da büyüdü ve ay kız daha da güçten düştü. Kaybedecek birşeyi kalmamıştı artık Ay kızın. Böylece önünde duran ve kendisinden daha büyük gözüken gölgeye tüm şefkatiyle sarıldı.
Gölgeden tek bir kelime duyuldu, küçülürken.
-‘Teşekkürler’
O gece bir oldular ay kızla gölge. ve sonraki gecelerde de…
Aykız ve gölge birleşip göğe yükseldiler, birlikte sarmaş dolaş olup gökteki aya dönüştüler.
……..
Bu masalı hemen facebooktaki grubumuzla paylaştık ve oyunların devamına niyet ettik. Eğer sizin de kalbinize fısıldayan bir masal varsa,bir arkadaşınızla ortak masal yazmak istiyorsanız, ya da bizim gibi rüyayı masala çevirenlerdenseniz, buyrunuz oyuna 🙂
Facebook sayfamız:
https://www.facebook.com/groups/1199859216709230/?fref=ts

Sevgilerimle…

Masallar, Çember ve Biz

m2

En son ne zaman masal dinlediniz? Peki hiç anlattınız mı? Biz dün akşam Maçka Parkında yaklaşık otuz kişi birbirimizle masallarımızı paylaştık. Hikayemiz şöyle başlıyor :Geçen akşam Kumbaracı’ya masal dinlemeye gitmiştim. Çıkışta, tam oradan ayrılmak üzereyim, bir masal geldi bana, ‘Beni anlat ‘ dedi. Peki nasıl yapacaktım? İtiraf ediyorum başlangıçta benim aklımda masalımı beş , taş çatlasın on kişiye anlatmak vardı .Bir ev toplaşması mesela… İlham gelmişken anlatmalı , fazla zaman geçirmemeliydim. Burcu’ya söyledim hemen, o da sağ olsun, ‘Bu kız deli’ filan demedi, etkinlik açtık o akşam, arkadaşlarımıza duyurduk.

Beklenen gün geldi. O akşam çimenlere yayıldık, çember olduk tanıştık, derken, bir yandan da benim masal başladı beni dürtmeye : ‘Ne zaman anlatacaksın?’ Durmadım ben de, başladım anlatmaya. Masalım çemberin içinde, benim kelimelerimde…O çemberde bir yanımda eski dostlar bir yanımda yeni tanıdığım canlar , bir taraftan akıp giden bir hikaye vardı. Ne keyif ama ! Masal anlatmak bir yolculuk sanki, istikamet belli ama yolun ortasında senaryo her an değişebilir.

anlatıcı ışıl iş başında
anlatıcı ışıl iş başında

. Parkta masal anlatmak çok keyifli idi alanımız açıktı ve etkinlik boyunca çembere sonradan katılanlar oldu. En küçük katılımcımız bir yaşındaki Tarkan, en çok resimlere ilgi gösterdi. Burcu’nun anlattığı Su Masalı , etkinliğe gelen canların anlattığı birbirinden farklı masallar buluşmamıza renk kattı. Her masalda kendimden bir parça buldum, tuhaf mı? Bu arada, bir parkta çimlerin üzerindeyseniz her şeye hazırlıklı olmalısınız. Masal anlatırken fıskiyeler üzerinize su fışkırtabilir -bunu önlemeye çalışan teknik bir ekibimiz vardı şükür- , yan tarafta Açıkhava konserinden gelen sesler olabilir ama bunlar da etkinliğin büyüsünü kaçırmaya yetmez çünkü masallar birleştirir.

en tatlı katılımcımız Tarkan
en tatlı katılımcımız Tarkan

Bir zaman sonra , etkinliği kapatmaya giriştiğimde birkaç masal da o anda ortaya çıktı. Meğer benim ‘Hadi beni anlat’ diyen masalım gibi, başka masallar da varmış dile gelmek isteyen. Meğer grubun içinde gizli hikaye anlatıcıları varmış, ne mutlu. Dedi ki gelen arkadaşlar: ‘Tekrar yapsak ya, masallar paylaşsak yine.’ Bir masal grubu açmaya niyet ettik, İstanbul’da buluşmaları gerçekleştirebileceğimiz, hem parkta, hem kapalı alanlarda. Burcu grubu açmaya gönüllü oldu ve hemen ertesi gün açtı. Böylece ‘Kalpten Masal Çemberi’ grubu doğdu. Artık bir grubumuz var, Facebook üzerinde. Buradan birbirimize çağrı yapabilir ve masal anlatmak için bir araya gelebiliriz. Linki burada:

https://www.facebook.com/groups/1199859216709230/?fref=ts
Böyle zamanlarda İstanbul’u çok seviyorum . Her ne kadar köyde, kırda yaşama taraftarı olsam da , büyük şehirlerin bu güzelliğini göz ardı edemeyeceğim. ‘İçimden masal geçti, toplanalım mı Burcu?’ ve sonra parkta 30 kişi! Bu harika bir şey! Teşekkürler uçuşuyor kalbimden. Varlığı ile beni destekleyen, kolaylaştıran Burcu’ya , parka gelen anlatan ve dinleyen canlara, dile gelen masallara çok teşekkür ediyorum. Masallar iyi ki var . Biz de iyi ki varız. Kalpten masallarda buluşmak dileğiyle…

Bir Varmış, İyi ki Varmış *

MASAL

Evvel zaman içinde, kalbur** saman içinde sarı başlıklı bir kız varmış. Sarı başlıklı kız, az gitmiş, çok gitmiş dere tepe düz gitmiş, bir gün  sarı kantaron çiçekleri arasında yürürken  tepede altın sarısı bir ev görmüş.  Duvarları altın sanmış önce, yaklaştıkça anlamış, altın sandığı şeyler birer saman balyasıymış meğer ! Evin etrafında bir sürü insan varmış, bir de hummalı bir çalışma ! Bir kısım samanları taşıyarak duvar örüyormuş, diğerleri toprak eliyormuş, diğer bir grup toprak ile kumu karıp sıva yapıyormuş. Havuzun içinde toprağı karıştırmak öyle eğlenceliymiş ki! Hele o sıvayı samanların üzerine yedirdiklerinde , ev sanki masallardaki çikolata evi andırmış.

-‘Aaaa çikolata ev! ‘ diye bağırmış şaşkınlıktan ,sarı başlıklı .kız. Toprağı ekip biçen görmüş de, topraktan ev de ne demekmiş?

-‘Neden şaşırdın küçüğüm? demiş bir yandan toprak eleyen yaşlı adam.Toprak bazen yediğin aşına yatak olur, bazen de sıva olup haneni sarmalar.’

Kızın şaşkınlığı bununla kalmamış, orada güneş başka batar, ay başka doğarmış.  Ayın ışığı o kadar parlakmış ki, gece sarı başlıklı kıza bir çok kez pencereden görünür, onu  uykusundan uyandırırmış. Orada yemekler beraber pişirilir, beraber yenirmiş. Akşam yemekten sonra çember şeklinde oturulur, müzik yapılıp hikayeler anlatılırmış. Sarı başlıklı kız, bir akşam gün batımında açan çuha çiçeklerini seyretmeye koyulmuş.- Belki bilirsiniz, çuha çiçekleri gün boyunca solgun dururken, güneşin batışında bir kaç saniye içinde açıverirler.-

-‘Mucize bu’ diye içinden geçirivermiş ve onu o anda açmakta olan çuha çiçeği yanıtlamış:

-‘Yolculuk halindeysen, bir mucizenin içindesindir tatlım.’

-‘Peki’ diye sormuş çuha çiçeğine,

-‘Sen ve diğerleri, nasıl bu kadar iyimser olabiliyorsunuz,   Polyanna gibi her olanın iyi tarafını görme neden, bu kadar kötülük varken, hem masallarda hem yeryüzünde?’

-‘Canım sarı başlıklı kız’ demiş çiçek, ‘Bu bir görmezden gelme değil, insanların aydınlık tarafını da karanlık tarafını da gayet iyi görüyorum.Bu sadece, aydınlığa yönelirsen o tarafın güçleneceğine dair bir his.’

-‘İnsanların aydınlık tarafları’ diye içinden geçirmiş kızımız , bunu hatırlayacağım.

İlerleyen günlerde,toprak sürekli değişmiş, sebzeler büyüyormuş, meyve ağaçları meyve vermek için can atıyormuş. Sarı başlıklı kız, o an bir masalın içinde olduğunu hissetmiş ve buna şükran duymuş.

-‘Bir masalın içindeyim’ demiş içinden ve güneşi selamlamış, ormana karşı en sevdiği şarkıyı çalıp dans etmiş sonra meyve ağaçlarını, mısır tarlalarını , toprak evi ardında bırakarak tekrar yola koyulmuş.

*Bu masaldaki kişiler ve olaylar hayal ürünü değildir.

**Kalbur tahıl elermiş , toprak da eler mi acaba?

***Bana bu resmi çizen ve hep masalda olduğumu anımsatan Esen’e  teşekkürlerimle

Masalların Mutlu Sonları

1

Hocam masallar niye bir ‘var’ mış bir ‘yok’ muş diye başlar?

İstanbul’a gelir gelmez yine Tarlabaşı’na ,TTM *’ye koştum. Derler ya : ‘Bir çocuğun gülüşüne koca bir dünya sığar ‘ diye, işte tam da bu hissiyatı yaşıyorum. Önce Ezgi bize masal anlatıyor, meraklı gözler takipte. Sonra biz yazıyoruz masalı, Ezgi başlatıyor :

‘Ponçik bir gün ormanda yolculuğa çıkar , sonra ne görür?’

Meryem: ‘Bir kelebek’

‘Sonra, bir karaltı görür , bir de bakar: ‘

Canan: ‘Başka bir kelebek’

‘Kelebek Poncik’e ne söyler?’

Celal: ‘Bizi büyüledin mi? Yoksa hep beraber bizi büyüledin mi?

Onlar büyülendi ben mi büyülendim bilmiyorum. Yüzlerindeki ışık o kadar parlak ki. Cesaret var ,merak var, bilgelik var. Maske yok hiçbirinde. Bir de çok güzel gülüyorlar. Abartıyor muyum  ya da fazla mı anlam yüklüyorum? Sanmam , yazdıklarımın hepsi gerçek.

‘Hocam masalı canlandırabilir miyiz?’

2

Birisi Ponçik oluyor, birisi kelebek, birisi büyücü. Oyunun yazanı da yönetmeni de belli . Ve başlıyoruz .

34

Dilek diliyorum, kendim için , onların yaratıcılığını ,kararlılığını alabilmek için. Büyürken unuttuğum eski zamanlara ait özelliklerimi  tekrar anımsayabilmek için. Her gittiğimde  TTM’ ye hayran oluyorum. Geçen sene gönüllülük yaptığım mekan değişmiş ama yürekler yine sıcacık.Yer sıkıntısına ,ekonomik sıkıntılara, bir sürü engele rağmen güpgüzel bir kadro, olağanüstü işler yapıyor. Biliyorum, uzak da olsam yakın da olsam bir parçam hep orada benim.

‘Hocam, masallar hep mutlu sonla biter, değil mi? ‘

*Tarlabaşı Toplum Merkezi (TTM), Tarlabaşı Toplumunu Destekleme Derneği’nin Tarlabaşı semt sakinlerine eğitsel, sosyal alanlarda destek sağlamak amacı ile yürüttüğü bir toplum merkezidir.