Debra Roberts İle Arılar, Kadınlar ve Çocuklar Üzerine

Debra Roberts İle Arılar, Kadınlar ve Çocuklar Üzerine

d1d2d3d4

Debra Roberts , Amerika Ashevillage Arıcılık Enstitüsü’nde tasarımcı ve koordinatör, Bee City USA yönetim kurulu üyesi, The Honeybee Project Kurucusu,arı danışmanı, arıcılık eğitmeni ve yazardır. Türkiye’nin de çeşitli bölgelerinde eğitimler düzenleyen Debra ile doğal arıcılık, arıların yaşamımızdaki önemi, Türkiye’deki bal çeşitleri üzerine konuştuk. Çocuklarımız için arılar niye bu kadar önemli? Arılar ölürse gerçekten insanlığın sonu bu gelir? Arılar ile kadınlar arasında nasıl bir bağ var? Yanıtı Debra ile yaptığım röportajda…

Devam

Arılar ve Bal Hasadı

Işıl 1 (1)Işıl 2 (1)

Son yıllarda sıklıkla sorulan bir soru vardır: ‘Satın aldığınız sütün, peynirin, etin,balın sofranıza nasıl geldiğini biliyor musunuz?’ Doğruyu söylemek gerekirse, iki sene öncesine kadar bu soruyla fazla ilgilendiğim söylenemez. Gerek yoğun çalışma saatleri, gerek hazır gıdaya anında ulaşmanın verdiği lüks( !) bu sorunun cevabını araştırmama engel oldu. Son birkaç aydır ise kendimi oldukça şanslı hissediyorum. Ekolojik çiftlikleri ve üreticileri ziyaret ediyorum, gönüllülük yapıyorum, üretim süreçlerini görebiliyorum. Bu süreçte duyarlılığım arttı. Etini, sütünü kullandığımız hayvanların meralarda yeteri kadar otlayıp otlamadığını, ne tür yemler kullanıldığını, hayvanların kötü muameleye maruz kalma risklerini sorgular oldum.

Bu yazıda size ‘bal’dan bahsetmek istiyorum. Aslında arılardan… Geçtiğimiz şubat ayında Filiz Telek’in çağrısı ile Bodrum’da iki gün süren ‘Doğal Arıcılık Eğitimi’ne katılmıştım. Semineri veren kişi Debra Roberts, Amerika’daki Asheville Arıcılık Enstitüsü’nün tasarımcısı ve koordinatörü, doğal arıcılık üzerine pek çok eğitim düzenliyor. O seminerde, arılardan sanki bireylermiş gibi bahseden, arıların hikayelerini anlatan Debra’dan çok etkilenmiştim. Seminer sırasında Debra Roberts, Datça’da ailesi ile yaşayan Alper Kuyucu’nun tekniğini çok beğendiğini, onun arılığında eğitimler düzenlediğini anlatmıştı.

Bu ay Alper Kuyucu’yu ve arılığını ziyaret etme imkanım oldu. Alper Bey, dört kuşaktır arıcılık yapan bir aileye sahip. Arıcılıkta eski ve yeni yaklaşımları sentezleme niyetinde olan Alper Kuyucu, kendi kovanlarını kendisi tasarlamış; ilkbaharda çiçek, yaz ayında kekik, sonbaharda çam balını hasat ediyor. Ayrıca yaz aylarında kovanları yaylalara götürüyor ve yayla balı da elde edebiliyor.

Güneşli bir günde, Gereme Koyu’ndaki arılara ulaşmak için yola çıktık. Yol virajlı ama manzarası çok güzel. Kovanlara yaklaşınca beni de bir heyecan aldı tabii. Şöyle bir soru sordum:

‘Arı sokunca ne yapmak gerekir, beni hiç arı sokmadı da!’

Arılar tarafından sokulmam zayıf bir ihtimalmiş, alerjik bir bünyem var ise de gereken yapılırmış. Bunu duyunca rahatladım. Alana vardığımızda ilk önce kovan dışında uçuşmalarını gördüm. Hiç o kadar arı görmemiştim! Arıcılık kıyafeti ve başlığı giydim,Alper Bey sırası ile kovanları açıp arıların durumuna baktı, hasat için uygun çerçeveleri aldı. Heyecanımın yerini giderek hayranlık alıyordu. Arılar çok fazlalar ve vızır vızır çalışıyorlar. ‘Arı gibi’ sözünün nereden geldiğini şimdi daha iyi anladım. Onlardan etkilenmemek elde değil. Alper Bey ile arılar arasında güçlü bir bağ var. Her zaman başlık kullanmıyor, ondan cesaret alarak ben de bir süre başımdaki başlığı çıkardım. Arıların bana, benim de arılara güvendiğim bir andı ve çok güzel bir histi.

Bal hasadına gelince, Alper Bey kovandan seçtiği çerçeveleri alıyor, seçilen çerçevelerin üzerindeki sırlar sıpatula benzeri bir aletle alınıyor, çerçeveler kazana koyuluyor ve içindeki balın süzülmesi için döndürülüyor.Bu süre sonunda bal kazanın altında birikiyor ve alttaki musluktan alınıp ambalajlanıyor. Bal yenmeye hazır! Ben bunları gözlerken Alper Bey arıcılıktaki yanlış uygulamalardan bahsetti. Ticari kaygı gözetilerek yapılan yanlış ilaçlamalar, arılardan fazla bal almak için şekerli su verilmesi vb… Bir tüketici olarak sofraya gelen balın öyküsünü bilmemizin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha anladım.

Arıların çok özel olduklarını düşünüyorum. Onların çalışma stilinden, kovan içindeki kurallarından öğrenmemiz gereken çok şey var bence. Bala hiç bu kadar yakın olmamıştım. Bana bal hasadını görme fırsatı veren Alper Kuyucu’ya ve ailesine çok teşekkür ederim.

Anladım ki, biz yıllarca ekofobik bireyler olarak büyümüşüz. Filmlerde insanlara saldıran kuşlar, arılar bilinçaltımıza işlemiş sanki.

‘Korkmadan arıların yanında nasıl duruyorsun?’

‘Arıların saldırmaması ne ilginç’ sözleri, bu düşüncemi kanıtlar nitelikte.

Ama iyimserim, ekofobiyi aştığımız, doğa ile, hayvanlarla daha fazla bütünleşebileceğimiz günler gelecek, inanıyorum ben.

Çamtepe'de Haiku İnzivası

haiku resim

 ‘Kozalak düşü

Ya da düşen kozalak

Şu kızılçamda’

Tam bir yıl önce yolculuğumun başladığı yerdeyim. Bir yıl önce tam burada ‘Yaşam Dönüşümdür’ ü okumaya başlamış, ‘nerdeyim ve ne yapıyorum’ diye sorgulamış , Çamtepe’nin bana ‘Şehirde kalma artık’ dediğine şahit olmuştum. İşte, geri çağırdı beni. Görmek istedi tekrar zahir, işin içinde de haiku ve inziva da olunca hevesle uydum ben de bu çağrıya.

Geçtiğimiz hafta Çamtepe Ekolojik Yaşam Merkezi’nde Haiku inzivası yapıldı. Haiku, geleneksel bir Japon şiiri türü. Doğa gözlemine dayanıyor, sade ve kısa olması en önemli özelliklerinden biri. Üç gün boyunca Burcu Arık Akyüz ve Eren Atak öncülüğünde Haikunun gizemli dünyasına daldık, Haiku üstatlarının eserlerine baktık, sonra katılımcılar olarak biz, serbest ve temalı haiku ‘kurduk’. Evet, kuruyoruz: Doğadan ilham alıp, kendi zihnimizde var olanı betimliyoruz ya da insan özelliklerini doğaya ya da hayvanlara yüklüyoruz.

‘Öte öte tükenmiş

Bir kabuğu kalmış

Çekirgenin’

Başo

Üç gün boyunca, Filiz’in ‘Benim için de, içinde rüzgar geçen bir haiku yaz, olur mu?’ diyerek bana hediye ettiği haiku defterlerimi alarak çamların içine iniyorum. Gidip en heybetli ağacın dibine oturuyorum. Birden sözcükler dökülüveriyor, ağaç söylüyor ben yazıyorum:

Bir sonbaharda

Anlattı ağaç hüznü

Şu kabuğuna’

Çamtepe’de zaman yok. Bir cümle gördüm kitapta: ‘Orada bir gün, burada bir yıl’ Öyle. Şu çamın altında kaç zamandır oturduğumu hatırlamıyorum. Hayatın benim için kozalak, bulut ve ağaç kabuğundan ibaret olduğu anlar. Zaman, bizim haiku buluşmamızın içinde ‘erimiş’ Ne güzel olmuş. Uzun masada beraber yenen yemeklerin, ağaç evin uzandığı yıldızların , bilge kozalağın bana ne demek istediğini anlamaya çalışmanın güzelliği bambaşka.

‘Ağaç ev ya bu

Gösterir yıldızların

Gizemini bak.’

Buradan ayrılmak kolay değil. Bırakmıyor ya da ben ayrılamıyorum. Sabah çıkmaya niyet edip akşam dönüyorum. Ağaçlar bana giderayak yine bir şeyler anlattı, kelimeleri çıkaramıyorum şimdi, ama anladım güzel şeyler söylediklerini. Doğayı gözlemlemek, ağaç olsun, kuş olsun kelebek olsun, ya da diğerleri, varlığımı anlamlandırıyor, ve an’a döndürüyor. Şükranla…

Masalların Mutlu Sonları

1

Hocam masallar niye bir ‘var’ mış bir ‘yok’ muş diye başlar?

İstanbul’a gelir gelmez yine Tarlabaşı’na ,TTM *’ye koştum. Derler ya : ‘Bir çocuğun gülüşüne koca bir dünya sığar ‘ diye, işte tam da bu hissiyatı yaşıyorum. Önce Ezgi bize masal anlatıyor, meraklı gözler takipte. Sonra biz yazıyoruz masalı, Ezgi başlatıyor :

‘Ponçik bir gün ormanda yolculuğa çıkar , sonra ne görür?’

Meryem: ‘Bir kelebek’

‘Sonra, bir karaltı görür , bir de bakar: ‘

Canan: ‘Başka bir kelebek’

‘Kelebek Poncik’e ne söyler?’

Celal: ‘Bizi büyüledin mi? Yoksa hep beraber bizi büyüledin mi?

Onlar büyülendi ben mi büyülendim bilmiyorum. Yüzlerindeki ışık o kadar parlak ki. Cesaret var ,merak var, bilgelik var. Maske yok hiçbirinde. Bir de çok güzel gülüyorlar. Abartıyor muyum  ya da fazla mı anlam yüklüyorum? Sanmam , yazdıklarımın hepsi gerçek.

‘Hocam masalı canlandırabilir miyiz?’

2

Birisi Ponçik oluyor, birisi kelebek, birisi büyücü. Oyunun yazanı da yönetmeni de belli . Ve başlıyoruz .

34

Dilek diliyorum, kendim için , onların yaratıcılığını ,kararlılığını alabilmek için. Büyürken unuttuğum eski zamanlara ait özelliklerimi  tekrar anımsayabilmek için. Her gittiğimde  TTM’ ye hayran oluyorum. Geçen sene gönüllülük yaptığım mekan değişmiş ama yürekler yine sıcacık.Yer sıkıntısına ,ekonomik sıkıntılara, bir sürü engele rağmen güpgüzel bir kadro, olağanüstü işler yapıyor. Biliyorum, uzak da olsam yakın da olsam bir parçam hep orada benim.

‘Hocam, masallar hep mutlu sonla biter, değil mi? ‘

*Tarlabaşı Toplum Merkezi (TTM), Tarlabaşı Toplumunu Destekleme Derneği’nin Tarlabaşı semt sakinlerine eğitsel, sosyal alanlarda destek sağlamak amacı ile yürüttüğü bir toplum merkezidir.