Hindistan Yolcusu Kalmasın!

‘Kalbinde hayallerinin ötesinde olana da yer ayır.’

Mary Oliver

Bu söz bugünlerde içimde oldukça yankılanıyor. ‘Hayallerimin ötesi’ ne ola ki?

Mevcut olan varlığımla kendimi tanımlıyorum. Felsefe öğretmeni, gezgin,  okul öncesi öğretmeni, toprağa bağlı, arı dostu. Bütün bu tanımların içerisinde hepsini birleştiren bir görünmez bir yoldaşım var: Hikaye Anlatıcılığı. Hayatımın son dört yılında hikayeler benim yanımda. Bazen bana soğuk bir kış gecesinde ateş başında kelimelerimden döküldüler,  bazen okulumda sınıfın içinde. Bazen hiç tanımadığım bir çocuğa metrobüste masal anlattım, bazen  üniversitede konferans salonunda. Yolculuğumda karşıma çıktılar, yolumu masallaştırdım. Tohumun, arıların öyküsünü yazdım.

Hikaye anlatıyorum çünkü; anlatmak bizi birbirimize bağlıyor.  Kadim olanla, köklerimle bağlantı kurmamı sağlıyor. Hikayeler sayesinde sınıfımda ezberci eğitim sistemine bağlı kalmıyorum ve belki de açıklaması güç olan yanı şu : Hikayeler beni iyileştiriyor. Zor zamanlarımda pek çok kez okuduğum ya da anlattığım bir hikayenin iyileştirici gücüne şahit oldum.

Şimdi hikaye anlatıcılığı yolumda desteğinize ihtiyacım var:

Seiba Uluslararası Hikaye Anlatıcılığı vasıtasıyla bu sömestr’da bir program düzenlenecek. Hindistan’da Kathalaya Merkezi’nde biz öğretmenler için açılacak bu kursta Hint Anlatı Kültürünü deneyimleyeceğiz, anlatı teknikleri üzerine yoğunlaşacağız.

Peki bu programa neden katılmak istiyorum? Hikaye Anlatıcılığını okullarda çocuklarla ve gençlerle geliştirmek en büyük niyetim.  ‘Hikayeler birleştirir.’ Bunu kendi sınıflarımda deneyimledim. Yeni bir ülkede, yeni bir kültürde yeni yaklaşımlar, yeni yaşantılar görerek anlatıcılık serüvenimi geliştirmek niyetindeyim. Döndüğüm zaman, okullarda hikaye anlatıcılığına daha çok yer açmak,  olabildiğince geniş kitlelerle öğrendiklerimi paylaşmak istiyorum.

Bu yolculuk için eğitim, konaklama ve diğer masraflar ( yemek, tur ücretleri vs..) toplam masraflarım : 8500 tl

Bana nasıl destek olabilirsiniz?

Döndüğümde çeşitli etkinlikler düzenleyeceğim. Yapacağım etkinliklere katılarak bana katkı sağlayabilirsiniz.

  • Hindistan yolculuğumu anlatacağım ‘Yola Çık!’ sunumu :25 TL
  • Düzenleyeceğim masal gecesine katılım : 30 TL
  • Masal Anlatıcılığı Üzerine Atölye : 100 TL

 

Bu çalışmaları  İstanbul’da düzenleyeceğim, İstanbul dışındaysanız katılım bedelini karşılayarak bir arkadaşınıza armağan edebilirsiniz.  🙂

Sürecin içerisinde oldukça heyecanlıyım, katkılarınızı beklerim.. Ayrıca bu sürece dair, soru öneri ve yorumlarınızı isilkayagul@hotmail.com a yazabilirsiniz.

Işıl Kayagül

Yapı ve Kredi Bankası

TR91 0006 7010 0000 0052 6395 84

Okuyan, ilgilenen, katkı yapacak herkese çok teşekkür ediyorum.

Sevgiler

Yaşasın Okul Bahçeleri!

İstanbul’dayım. Bu yapsam da elim toprağa değse diye düşünürken, birden gençlerle çalışmayı çok özlediğimi fark ediyorum. Peki, hem gençlerle hem de toprakla çalışabileceğim yer neresi? Tabii ki okul bahçeleri!
Okulda bir bahçe yapma fikrini Buğday Derneği’ndeki arkadaşlara söylediğimde, beni kendilerine bu iş için başvuran bir okula yönlendiriyorlar: Selçuk Kız Meslek Lisesi. Aşçılık bölümünde okuyan öğrenciler tüketecekleri sebzelerin büyüme süreçlerini görmek için bir bahçe yapmak istemiş. Öğretmenleri Hacer Hoca Buğday Derneği’nden okulda bir bahçe uygulaması hakkında yardım istemiş. Niyetim doğrultusunda ben de yazışmalara dahil oldum ve tatlı sürecimiz böylece başladı.

Birkaç gün önceden araziye bakmaya gittim ve Hacer Hoca ile tanıştım. Onunla okulun hangi bölgesinde bahçe uygulaması yapabileceğimizi tespit ettik . Belediye daha önce okula gübreli toprak getirmiş ve okulun bir bölümünde daha önce ekim- dikim çalışmaları yapılmış. Çalışmamız için belediyeden ek toprak almaya karar verdik ve çalışma plan hazırladık: Eni bir, boyu iki metre olan ahşaptan bir yükseltilmiş yatak yaparak içine domates, biber, salatalık, patlıcan fideleri ekecektik.

Çalışma günü okula gittiğimde ilk önce sınıfta bir sunum yaparak kendi gezginlik hallerimi, çalıştığım çiftlikleri, gıda ile bağ kurmanın benim için değerini, yerel tohumların önemini anlattım. İkinci kısımda küreği kazmayı elimize alarak uygulamaya giriştik. Okulun görevlisi Cemal Abi bizim için yükseltilmiş yatakları hazırlamıştı. Biz de içini toprakla doldurduk ve fideler için alan hazırladık. Öğrencilerin motivasyonundan çok etkilendim , bütün öğrencilerin eli toprağa değdi diyebilirim. Yatakları toprakla doldurma işi bittikten sonra domates, biber, salatalık, kabak fidelerini toprağa ektik ve can suyu verdik.

Günün sürprizi ise anaokulu öğrencilerinin bizi ziyaret etmesi idi. Meraklı gözler ve minik eller ile de çalıştık. Dernekten aldığımız kabak tohumlarını viyollere ektik ve suladık. Her gün sulayacaklarına dair bana söz verdiler. Böylece toprak – gençler ve çocuklarla çalışma hayalimin üçüncü halkası da tamamlanmış oldu hem de bir gün içinde.

 

 

On beş gün sonra okula ziyarete gittiğimde, büyümüş fidelerin yanında beni bir sürpriz bekliyordu. Öğrenciler okullarının duvarına ‘Okul Bahçemiz’ köşesi yapmışlar ve fotoğraflarla sürecimizi anlatmışlar. Çok duygulandım, elbette hemen fotoğraf çektirdik birlikte  Domateslerin, biberlerin ve kabakların hasat zamanında bir araya gelmek için sözleştik.
Öğrencilerle okul bahçesi yapmak benim için çok keyifli oldu. Yolculuğumun bana öğrettiği en değerli şeylerden birisi ‘Tohum ile, gıda ile bağlantı kur’ Portakal topladığım bahçelerden, zeytin hasadımızdan, arılarla olan arkadaşlığımdan öğrendiğim bir bilgi bu. Ne mutlu şimdi bunu gençlerle ve çocuklarla paylaştım. Okul bahçelerimizin devamı gelsin!

Mayıs,2016

 

Tarlabaşı’nın Hikayecileri

Şişhane’den Taksim’e çıkan otobüs yolunda eski karakolun sokağından girip aşağı doğru kıvrılıp Tarlabaşı’na varıyorum. Tarlabaşı beni yine dar sokaklarıyla binadan binaya sallanan çamaşırlarıyla, sokakta oynayan çocuklarıyla karşılıyor. Buraya geliş sebebim, harika çalışmalar yapan Tarlabaşı Toplum Merkezi. Merkezin gönüllülerinden Öykü ile birlikte kolaj atölyesi düzenleyeceğiz.

 

Buraya her geldiğimde heyecanlanıyorum. Çocuklarla çalışmak çok güzel, Tarlabaşı’nın ruhu çok etkileyici. Öykü ile küçük bir beyin fırtınasından sonra işe koyuluyoruz. Öykü dergiden resimler seçerken ben de kütüphaneye yöneliyorum. Bakıyorum içinde tohum geçen kitaplara. Buldum! Arkadaşım Nalan Özdemir Erem’in Tohumun Rüyası kitabı burada. Sınıfa geçiyorum. Bana bakan 12 çift göz. Ah ne güzeller! Önce Tohumun Rüyasını anlatıyorum onlara. Gördükleri tohumları soruyorum zaten çoğu köyden gelmiş, görmüşler tohumun öyküsünü. Sonra Öykü ile birlikte kolaj çalışmasına geçiyoruz. Çocuklar dergilerden kestikleri fotoğrafları kağıtlara yapıştırıp bir hikaye oluşturacaklar. Herkes bireysel olarak kendi hikayesini yazacak. Marifetli eller çalışmaya başlıyor. Ağaçlar, çiçekler, arılar. Onları seyretmek çok keyifli.

Kolajlar bittiğinde çember oluyoruz, her birimiz sırayla kağıda oluşturduğumuz hikayelerimizi anlatacağız. Çemberin bir adabı var: Herkes birbirine eşit uzaklıkta ve herkes sırayla konuşuyor, kimse birbirinin sözünü kesmiyor. Ah ne hikayeler! ‘Evvel zaman içinde’ diye başlayan masal tadında hikayeler mi desem, sahibi ‘Ben çekiniyorum, anlatamam’ deyince, mahcup bir hale gelen hikayeler mi? Birbirimizi dinliyoruz. Bazen bir ağaç baş rolde oluyor, bazen güneş. Yaratıcılıklarına hayran oluyorum.

Herkes hikayesini bitirince, el ele tutuşup çemberi kapatıyoruz. Bana her birimizin farklı öyküsü olduğunu anlatan bu çocuklarla çalışmaya bayılıyorum. Gözlerinde bir sürü duygu var, sevinç, hüzün, merak. Yaşama karşı güçlü duruşlarını, hareketlerini, sordukları soruları seviyorum. Şayet Tarlabaşı tarafına yolunuz düşerse TTM’ye uğramadan dönmeyin ,bence yaptıkları işleri görünce bu güzel yüreklere hayran kalacaksınız.

Haziran/2016

Köy Okulunda Öğretmen Olmak

Tam üç haftadır benim için eşsiz manzaralara sahip olan; nar, mandalina ve zeytin ağaçlarıyla dolu bir köyde öğretmenlik yapıyorum.  Sosyal medyada yeni açılacak anaokulu sınıfına öğretmen arandığına yönelik çağrıyı gördüm, başvurdum ve başvurum kabul edildi. Birdenbire ‘ Köyde yaşamak istiyorum’ ve ‘ Çocuklarla çalışmak istiyorum.’ dileklerim gerçek oldu. Yolun çok başında olduğumu biliyorum, okul daha yeni kuruluyor ve her şey yeni başlıyor.

Burası bir dağ köyü. İlkokul bir süre kapalı kalmış ve öğrenciler o sırada eğitim için taşımalı sistemle yakın ilçeye gönderilmiş. Neyse ki, köyün okulu restore edilerek tekrar faaliyete geçmiş ve öğrenciler yol eziyetinden kurtulmuş. Şimdi ilkokul sınıfının yan tarafına anaokulu açıldı.  İlk gittiğimde sınıfta sadece iki halı, birkaç oyuncak ve minderler vardı. Üç hafta içinde ilçeden bir okul tarafından kullanılmayan masa ve dolaplar gönderildi, mahalleden kitaplar ve oyuncaklar geldi, İstanbul’dan arkadaşlarım oyuncak ve kırtasiye malzemesi gönderdi. Perşembe günü  İrem bize dolap ve çadır getirdi. Böylece temel eksikler giderilmiş oldu. Burası bir dayanışma okulu, eksiklerin gün be gün tamamlanıyor oluşunu görmek keyif verici.

Anaokulu  öğretmeni olduğum için heyecanlıyım. Çocukların farklı bir enerjisi var. Bakış açıları farklı, duru. Bazen komik. Bazen zor. Bir tanesi bitkilere çok meraklı, çoğu bitkinin ismini biliyor, beni bahçelerine gramantin yemeye davet etti, önce anlamadım ne demek istediğini meğer gramantin o bölgede yetişen bir mandalina türüymüş. Bir diğer öğrencime kurul tarafından gelişimsel bozukluk teşhisi konulmuş.  Okul ona iyi geliyor. Bazen kriz dönemleri oluyor ancak yaşıtlarıyla birlikte sosyalleştiğini, oyun kurduğunu gözlemliyorum. Başka bir öğrencimde hikaye anlatıcısı olma potansiyeli var. ‘Biz geçen gün….’ diye söze başlıyor. Hepsi ayrı bir dünya. Gelişiyoruz ve büyüyoruz. Tenefüslerde bahçede zeytin ağacının yamacında hazine arıyoruz. Bir ara öğrencime elimdeki zeytini göstererek : ‘Bu hazineden sayılır mı? Dedim de eliyle okulun bahçesini göstererek : ‘Burada her şey hazine’ dedi. Elbette öyleydi. Bu ağaçlar, bu toprak, bu kuşlar, bizim için bir hazine. Bu çocuklar çok şanslı. Anneleriyle zeytine gidiyorlar, babalarından tekne sürmeyi öğreniyorlar, televizyon yerine karşıdaki yamaçları seyrediyorlar.

Peki bende olanlar nedir? Köyde yeni bir ev kurmanın telaşı var. Benim ev karşıdaki heybetli tepelere bakıyor. Sabahları onlara bakarak meditasyon yapıyorum. Bu aralar odun zamanı. Orman izni verildi ve köylü kendi odununu taşıyor. Benim de soğukta kalmamak için odun ayarlamam lazım. Bir de zeytin telaşı. Bu kadar zeytinin içindeyken marketten almak olmaz. Bir gün köylülerle gidip zeytin toplayıp sonra da kendi zeytinimi kendim kurma hayalim var. Köydekiler çok yardımsever. Bizim köyde market yok mesela, ekmeksiz kaldım bir sabah, beni kahvaltıya davet ettiler. Evlerinin önünden geçerken öğretmen olduğumu duyunca : ‘Buyur gel, oturalım.’ diyorlar. Aracım olmadığı için biraz zorlanıyorum , köyün meydanı toplu taşıma araçlarına kırk dakika yürüme mesafesinde. Ama şükür ki çoğu zaman bir motosiklet ya da araba  bulabiliyorum merkeze giden.

Köy hayatı güzel. Akşam eve giderken dönüş yolum tezek kokuyor. Yıldızları daha net görebiliyorum. Bizim okul da sürekli sürprizlerle dolu. Bu hafta Emine ve Ayşe okulumuzun duvarlarına Miyazaki’den ‘Komşum Totoro’yu çizdiler. Bizim miniklerin şaşkınlığı ve sevinci görülmeye değerdi.

Yazımı bitirmeden önce adapte sürecimde bana manevi destek veren arkadaşlarıma çok teşekkür etmek istiyorum. Yeni okul, yeni köy, yeni hayat derken bazı durumlarda panik alanıma çekilmiş olabilirim. Desteklerden sonra esneme alanıma, daha sonra da konfor alanına geçtim.

Öğrencilerimle birlikte dolu dolu üç haftayı bitirdik. Okulun sistemine, kurallara, birlikte yaşamaya alışıyoruz.

Kent Kovanları

debra1

Amerika’daki Asheville Balarısı Araştırma Enstitüsü Başkan Yardımcısı ve doğal arıcılık eğitmeni Debra Roberts, Yeryüzü Derneği’nin Kent Kovanları Projesi kapsamında İstanbul’da bir günlük bir seminer verdi. Seminer üzerine daha ayrıntılı yazacağım, şimdilik sadece konu başlıklarını derledim. Debra seminer boyunca;
-Yaptıkları kent arıcılığı uygulamalarını ve şehirlerinin Amerika’nın ‘ilk arı şehri’ seçilmesini,
– Kent arıcısının içinde bulunduğu sosyal çevre ile iyi ilişkiler kurmasının önemini,
-Arılara karşı insanlarda bulunan önyargılı tutuma karşı yapılabilecek çalışmaları,
– Kovanları koyacak yeri seçerken dikkat edilecek hususları,
-Arılar için suyun anlamını
-Top bar tarzı, kara kovan ve dikdörtgen çerçeveli kovanların karşılaştırılmasını; her birinin dezavantajları ve avantajlarını
– Türkiye’de ve dünyada arıcılık uygulamalarını anlattı.

DSC_0154debra2

Debra’dan bir çok teorik bilgi aldım ama beni en çok etkileyen şey arılara olan sevgisi. O, arılara insansı özellikler yüklüyor ve onları ticari bir meta olarak görmüyor. Arıcılık ticari olarak yapılsa da yapılmasa da arılara karşı duyarlılığın önemini vurguluyor. Debra ile ilk kez 2014 yılında Bodrum’da tanışmıştım. İlk kez ondan duymuştum arılar hakkında araştırma yapmak için arıcı olmanın tek şart olmadığını, arıları öğrenmenin doğaya karşı sorumluluğumuzun bir parçası olduğunu . Yine tekrarladı:
‘Bugün burada olduğunuza göre, doğal arıcılığı önemseyen bir arıcısınız ya da doğal arıcılığı önemseyen bir arıcı olacaksınız ya da doğal arıcılık yapanları destekleyeceksiniz.’
Debra Roberts hakkında daha fazla bilgi için:
http://holybeepress.com/

Çam Balı

12901475_10156698631090023_1495429585548794668_o
Yaprak bitinin özsuyu, arılar tarafından alınmayı bekliyor.

Çam balı nasıl oluşur bilir misiniz?
Arılar, çamın gövdesinde bulunan özsuyunu toplar.
Özsuyu, bir yaprak bitinin salgısından elde edilen bir sıvıdır. Yaprak biti ağacın kabuğunu deler, içindeki özlü kısmı yer ve şeker salgılar. Bu şeker yaprak bitlerinin vücudundan bala benzeyen damlalar gibi çıkar ve bunlara özsuyu denir. Arılar özsuyunu çiçeklerin nektarını aldıkları gibi alır ve bala dönüştürürler.
Başlangıçta özsuyunun yüzde ellisi sıvıdır ama bu haliyle kalırsa köpürür ve ekşir. Arılar kovanda muazzam bir çalışma ile bu oranı yüzde on yedilere indirirler ve öz suyu çam balı haline gelir.

Daha fazla bilgi için: Debra Roberts ile Arılar, Kadınlar ve Çocuklar Üzerine

*Fotoğraf: Kızlan Köyü- Datça

Anlatıcının Renkleri

şifa1

Geçtiğimiz hafta sonu Seiba Uluslararası Hikaye Anlatıcılığı merkezi tarafından düzenlenen Jessica Wilson ile Masallarla Şifa eğitimine katıldım. Bendeniz anlatıcının yolunda ilerlemekle birlikte ne daha önce masal anlatıcılığı eğitimi almış ne de konu ile ilgili atölyelere katılmıştım. Zaman zaman kendi yolculuğumu zaman zaman ise duyduğum ve okuduğum masalları anlatmaya koyulmuştum. ‘Masallarla Şifa’ meselesi beni cezbetti, içimdeki gizli şifacı bu eğitime gitmek istedi ve Jessica ile masal yolculuğumuz başladı.

Devam

Isırgan otları, Mürver ve Düğün Çiçeği Üzerine

mürver bitkisi
mürver ile tanıştırayım

Bitkiler ile aranız nasıl? Sadece para ile satın aldığımız , markette pazarda satılan bitkileri kastetmiyorum. Hani şu yoldan geçerken farkına varmadan üstüne bastığımız ısırgan otları, karahindibalar, papatyalar ile? Ya çoban çantaları? Yapraklarına dokunur musunuz hiç, bakar mısınız nasıl yaşam kuruyor kendine, nasıl barınıyor; büyürken arkadaş, yoldaş arıyor mu yanına, yoksa kimseyi istemiyor mu?

Benim farkındalık sürecim geçen yıl ilkbaharda başladı. Egenin otlarını görünce şöyle düşünmüştüm: ‘İnsan aç kalmaz , yaşamını rahatlıkla sürdürebilir bunlarla ’Bakış açım değişmeye başladı yavaş yavaş, sadece kaldırıma değil, kaldırımın kenarındaki otlara da bakmaya başladım. Bir müddet sonra da ‘Bu nedir?’ sürecim başladı. Gittiğim bölgelerdeki bitkilerin özelliklerini öğrenmek istedim mümkün olduğunca. Bazı bitkilerin fotoğrafını çekip, adını öğrenip, kitaptan araştırma sürecim başladı.

Şaduman Karaca ile  karlı bir bahar gününde tanıştım.  Nisan ayında İstanbul’da hava günlük güneşlikken  Sakarya Pamukova’da bitki inceleme gezisine gitmiştik. Araziye gittikten  sonra  karla karşılaşmak hoş bir sürpriz olmuştu bize. Ben ‘Bu havada nasıl bitki inceleyeceğiz, uzun mesafede nasıl yürüyeceğiz?’ diye düşünürken O çoktan karlı yüzeyi  ayıklayıp bitkilere kavuşmuştu bile. Küçük grubumuzla gün boyunca  yürüdük, bitkileri fotoğrafladık , isimlerini öğrenmeye çalıştık.

11 Nisan, Sakarya

BAHAR VE KAR

İkinci karşılaşmamız ise mayıs ayında İstanbul’da oldu. Yeryüzü Derneği’nin katkıları ile İstanbul’da bitki yetiştiriciliğini geliştirmek amacıyla‘Bütüncül Tıbbi Bitki Yetiştiriciliğine Giriş’ kursu düzenlendi. Şaduman Hoca, Almanya’da doğal tıp uzmanlığı eğitimi almış, homeopat, Türkiye’de 2006 yılından beri çeşitli seminerler düzenliyor. Bugünlerde Türkiye’de bitki yetiştiriciliğinin gelişmesi için eğitimler veriyor. Bitki Yetiştiriciliği ; doğayı korumak, tek tip yerine çok çeşit bitki yetiştirmek, yetiştirici ve bitki arasında doğrudan bağ kurulmasına destek olmak için önemli bir adım. Ayrıca kullanılmayan tarım arazilerinin değerlendirilmesi ve biyo çeşitliliğin arttırılması için bitki yetiştiriciliği kurtarıcı olabilir.

3-001

Eğitim boyunca fark ettim ki, bir bitkinin özelliği, kullanım alanları çalışılırken aynı zamanda kadim bilgilere de ulaşılıyor, yüzyıllar boyunca gelen inançlar ,hikayeler,masallar gün yüzüne çıkıyor. Arazide bir bitki görüyoruz sonra hemen aklımıza o bitki ile ilgili bir türkü geliyor, işin içinde hem sosyoloji, hem etnografya var.

Bitki yetiştiriciliği eğitiminin başlıca temaları şunlardı :

-Fitoterapi nedir?

-Bitki yetiştiriciliği yapılacak arazi hangi özelliklere sahip olmalıdır?

-Bitki yetiştiriciliği yapmak isteyen kişinin uyması gereken kurallar nedir?

-Tıbbi bitkiler nasıl yetiştirilmelidir?

-Bütüncül Bitki Yetiştiriciliğini tercih etmemizin nedenleri nelerdir?

-Bitki Yetiştiriciliğinde neler yapılmalı, neler yapılmamalıdır?

8

Bu sorulara cevap ararken eğitimin ortalarında uygulamalı bir geziye, Düzce’nin Saz Köyü’ne gittik ki, orası beni en çok etkileyen yerlerden biri oldu. İlkbaharın gelişi, komar yapraklarının açması, yaprakların ormanın içinde pembe ile mor rengi bir karışıma bürünmeleri, kendimi masal diyarında hissetmemi sağladı. Veba otunun yaprağı şapkam, ağacın dalları asamdı. Biraz daha dursaydım kesin orada bir masal yazmıştım ve anlatmıştım. Köyde mürver ağacının çiçeğini ve ısırgan otlarını topladık ve arazi incelemesi yaptık.İlk kez gördüğümü sandığım- belki daha önce yanından geçtim de farkında değilim- Mürver ağacına bayıldım.

düzce, saz köyü
Işıl masal diyarında
Komar yaprakları açtı
Komar ne güzelsin!

Eğitimimiz boyunca tıbbi bitkilerden örnekler inceledik, düğün çiçekleri, papatyalar, sinirli otlar, karahindibalar…

düğün çiçeği
başlıkta bahsi geçen düğün çiçeği

İstanbul’da sınıfta yaptığımız eğitimde sabah saatlerinde Fatma Ananın Eli çiçeğini  su ile dolu bir kabın içine koyduk. İlk başta gonca halinde olan çiçek, akşam saatlerine doğru tamamen açmıştı. Çöl bitkisi tabi, suyu görünce durur mu!

13510

‘Tıbbi Bitki Yetiştiriciliğine Giriş ‘ eğitimi dört gün sürdü ve biz dört gün boyunca slaytlar, belgeseller ve arazi gezisi ile birlikte kapsamlı bir eğitim aldık. Bu eğitimde temel bilgileri aldık, sırada bitki gözlemleme, hasat , kurutma gibi işlemler var.

kursun sonunda
kursun sonunda

Ayrıca, kursun bitimini takip eden hafta Şaduman Hoca  çok güzel bir etkinlik oluşturdu. ‘Gezi Parkında Bitki Tanıma’ Bulutlu bir İstanbul sabahında parkta buluştuk. Hem şehir parklarından,  hem Türkiye’deki parklardan, parkların sahip olması gereken özelliklerden ( yürüyerek ulaşılabilir konumda olma, beton kaplı olmama- maalesef Gezi’de beton zemin ağırlıkta-) bahsettik.

gezi

Parkı dolaştık, Gezi Parkında ağaçlara baktık ve yine ben hepsinin ismini aklımda tutmaya çalıştım. Ihlamur , fıstık çamı, süs eriği , meşe , zakkum haricinde ismini hiç duymadıklarım ( Japon Kurtbağrı, Porsuk) ve daha niceleri…

porsukıhlamurbu

Bitkilerin dünyası bu günlerde beni çok meraklandırıyor. Kaldırım taşları atılsa da toprağa, aradaki boşluklardan uzanarak kendini var eden bitkiler ( bir slaytta gördüm, daracık alanda beton yığını arasından çıkmış, birbirine tutunmuş altı tür bitki vardı),kendi özelliğini insana aktaranlar (terleyen bir bitki olan ıhlamurun, içilince insanı da terletmesi) daha neler neler… Bitkilerin yaşam alanlarına saygı duyarak onlardan öğrenmeye çalışmak ne güzel olur. Hani derler ya : ‘İnsan bütünün bir parçasıdır, efendisi değil’ diye, içimde yankılanıyor sürekli . Dileğim, bitkilerle aramızdaki bağın günden güne güçlenmesi,  kadim bilgilerin unutulmaması , bitkilerin şifalarının göz ardı edilmemesi. Hatta belli mi olur, bitkilerle özdeşim bile kurabiliriz. Ben gördüm insan ile bitki arasında pek çok benzer özellik var 🙂

Tohum Okulunda Tohum Olmak

Tohum Okulunda Tohum Olmak

doga okulu 1Rüzgarın peşine takılıp giderken pek fazla yazı yazamıyorum . Tohum okulu ise günlerdir bana fısıldayıp duruyor:’Beni sevmedin mi? Beni niye yazmıyorsun?’ Sevmez olur muyum? En çok sevdiğim okullardan biri o! O halde artık yazmalıyım.

Mart ayının ortalarında Seferihisar’daki Doğa Okulu’ndaydım. Doğa Okulu, klasik okullardan farklı, birlikte yaparak yaşayarak öğrenme gerçekleşiyor. Doğa Derneği’nin desteği ile kurulmuş ve 2014 yılından beri usta- çırak kursları düzenliyor. Konu başlıkları ise pek heyecan verici : Zeytinyağı Yamaklık Okulu, Kuş Okulu, Ağaç Okulu…Bendeniz Tohum Okulu’na katıldım. Üç günlük sürecimizde tohumun topraktaki döngüsünü, doğanın içinde kendisini nasıl bir yerden bir yere taşıdığını gördük. Tohumlara dokunduk, isimlerini bulmaya çalıştık. a2 Açıkçası domatesi ve biberi biliyordum da süpürge otu tohumunu hiç görmemiştim,su kabağını da. Adını bildiklerime ve adını yeni öğrendiklerime yakın olmak pek güzeldi. Ayrıca, Hibrit ve GDO’lu tohumların yaşamımıza nasıl girdiğini, yerel pazarları, tüketici birliklerini konuştuk.

Üçüncü gün ise sahadaydık! Yükseltilmiş yataklar hazırladık ve üzerine tohum ektik. Ektikten sonra toprağın üzerini sıvazladık. Hani birbirimizin sırtını sıvazlarız ya günlük hayatın içinde, işte bu sıvazlama meğerse eskilerin toprak sıvazlama geleneğinden geliyormuş, yeni öğrendim. Toprak eledik sonra, bazı tohumların nasıl ekileceğini gördük, hatta mutlulukla yanımıza tohumlar aldık.

 

asil asuman
Yükseltilmiş yatakları ekime hazırlarken

Tohum Okulu ne dolu geçti! Üç gün değil de bir hafta gibiydi. Bizimle bilgilerini içtenlikle paylaşan Doğa Okulu’na, çantamı tohumla dolduran Can Yücel Tohum Merkezi’ne- tohumları şimdiden beş farklı bölge ile paylaştım bile-, varlıklarıyla okula içtenlik katan Gola Derneği’nden Taner ve Caner kardeşlere, telefon ile bağlanıp başka bir dünyanın mümkün olabileceğine dair içimi kıpırdatan Alakır’dan Birhan’a ve yamaklık okulundaki tüm arkadaşlarıma teşekkür ediyorum. Varlığınız ne güzel! Anladım ki biz hepimiz tohumuz ve kök salmaya başladık bile 🙂

İçimden Geçenler

portreÖzgecan’a
İki sene önce , Polonyadayım. Gün güneşli ama sokak ıssız. Elimde koca bavul ara sokaklardaki hosteli bulmak için iç kısımlara doğru , harita ile ilerliyorum. İşin içinden çıkamadım. Durdum, haritayı bir o tarafa bir bu tarafa döndürürken, iyi giyimli bir adam yaklaştı :
‘Güzel bayan size yardım edeyim ?
‘Yok yok ‘ dedim, ben kendim bulurum.

Devam