Kent Kovanları

debra1

Amerika’daki Asheville Balarısı Araştırma Enstitüsü Başkan Yardımcısı ve doğal arıcılık eğitmeni Debra Roberts, Yeryüzü Derneği’nin Kent Kovanları Projesi kapsamında İstanbul’da bir günlük bir seminer verdi. Seminer üzerine daha ayrıntılı yazacağım, şimdilik sadece konu başlıklarını derledim. Debra seminer boyunca;
-Yaptıkları kent arıcılığı uygulamalarını ve şehirlerinin Amerika’nın ‘ilk arı şehri’ seçilmesini,
– Kent arıcısının içinde bulunduğu sosyal çevre ile iyi ilişkiler kurmasının önemini,
-Arılara karşı insanlarda bulunan önyargılı tutuma karşı yapılabilecek çalışmaları,
– Kovanları koyacak yeri seçerken dikkat edilecek hususları,
-Arılar için suyun anlamını
-Top bar tarzı, kara kovan ve dikdörtgen çerçeveli kovanların karşılaştırılmasını; her birinin dezavantajları ve avantajlarını
– Türkiye’de ve dünyada arıcılık uygulamalarını anlattı.

DSC_0154debra2

Debra’dan bir çok teorik bilgi aldım ama beni en çok etkileyen şey arılara olan sevgisi. O, arılara insansı özellikler yüklüyor ve onları ticari bir meta olarak görmüyor. Arıcılık ticari olarak yapılsa da yapılmasa da arılara karşı duyarlılığın önemini vurguluyor. Debra ile ilk kez 2014 yılında Bodrum’da tanışmıştım. İlk kez ondan duymuştum arılar hakkında araştırma yapmak için arıcı olmanın tek şart olmadığını, arıları öğrenmenin doğaya karşı sorumluluğumuzun bir parçası olduğunu . Yine tekrarladı:
‘Bugün burada olduğunuza göre, doğal arıcılığı önemseyen bir arıcısınız ya da doğal arıcılığı önemseyen bir arıcı olacaksınız ya da doğal arıcılık yapanları destekleyeceksiniz.’
Debra Roberts hakkında daha fazla bilgi için:
http://holybeepress.com/

Çam Balı

12901475_10156698631090023_1495429585548794668_o
Yaprak bitinin özsuyu, arılar tarafından alınmayı bekliyor.

Çam balı nasıl oluşur bilir misiniz?
Arılar, çamın gövdesinde bulunan özsuyunu toplar.
Özsuyu, bir yaprak bitinin salgısından elde edilen bir sıvıdır. Yaprak biti ağacın kabuğunu deler, içindeki özlü kısmı yer ve şeker salgılar. Bu şeker yaprak bitlerinin vücudundan bala benzeyen damlalar gibi çıkar ve bunlara özsuyu denir. Arılar özsuyunu çiçeklerin nektarını aldıkları gibi alır ve bala dönüştürürler.
Başlangıçta özsuyunun yüzde ellisi sıvıdır ama bu haliyle kalırsa köpürür ve ekşir. Arılar kovanda muazzam bir çalışma ile bu oranı yüzde on yedilere indirirler ve öz suyu çam balı haline gelir.

Daha fazla bilgi için: Debra Roberts ile Arılar, Kadınlar ve Çocuklar Üzerine

*Fotoğraf: Kızlan Köyü- Datça

Görebilir Misin İçimin Rengini?

Görünürlük üzerine bir buluşma ne zamandır içimde yankılanıyordu. ‘Çember’ ya da ‘council’ ya da ‘meclis’.Ankara Yaşam Çemberi‘nde ‘En son ne zaman görüldüğünü hissettin? sorusu beni bayağı sarsmıştı ve kendime sorup duruyordum. Bir kaç gün sonra  Güneybatı toplaşmamızda Fethiye’de- gezginim ya ben, koordinat değiştiriyorum sürekli- Nalan’a bir buluşma düzenleyelim dediğimde buluştuk , konuştuk ve şaşırarak gördüm ki Nalan’ın kendi sitesinde ilk yazdığı yazı görünürlük üzerineymiş .Karşılaşmamız bir tesadüf mü?

12773247_10153981832392445_1227617437_o
Çember, kalpten dinleme ve konuşma üzerine birbirimizin alanlarını gözeterek gerçekleştirdiğimiz bir buluşma.

 

Hazırlıklara başladık, çağrımızı yaptık ve çemberi gerçekleştirdik. Dün görünür olmak isteyen ne varsa su yüzüne çıktı, vakti gelmeyenler, biraz daha demlenmek için bekledi.

939396_10153981832602445_1745323268_o12842466_10153981832237445_518341055_o

İyi hissediyorum, içimdekileri duyan, beni yargılamadan dinleyen, göz göze diz dize oturduğum canlar var. Alanım ve zamanım var. Hele ki şu hızlı İstanbul’un içinde. Dilerim ki, bu bir başlangıç olsun. Bu yazı da fiziksel ya da manevi olarak yanımızda olanlara uçsun <3

*Fotoğraflar için Burcu Ceylan’a teşekkürler 

Anlatıcının Renkleri

şifa1

Geçtiğimiz hafta sonu Seiba Uluslararası Hikaye Anlatıcılığı merkezi tarafından düzenlenen Jessica Wilson ile Masallarla Şifa eğitimine katıldım. Bendeniz anlatıcının yolunda ilerlemekle birlikte ne daha önce masal anlatıcılığı eğitimi almış ne de konu ile ilgili atölyelere katılmıştım. Zaman zaman kendi yolculuğumu zaman zaman ise duyduğum ve okuduğum masalları anlatmaya koyulmuştum. ‘Masallarla Şifa’ meselesi beni cezbetti, içimdeki gizli şifacı bu eğitime gitmek istedi ve Jessica ile masal yolculuğumuz başladı.

Devam

Armağanlarım ve Ben

GiftivalHeader

Bu yazının büyük bir kısmı otobüste yazıldı. Yolculuğum boyunca birkaç kez yol paylaşım sitelerini, birkaç kez de otostop kullansam da , şu anda ‘konfor’ alanımın içinde otobüsteyim. Otostop zaten kalabalık olunca güzel. Geçen ay arkadaşlarımla ilk defa bir tır otostopu yapmıştım . Bizimle yolunu paylaşan tırcı Ramazan Abi hem hoş sohbet hem de eli açıktı, yol molasında bize yemek ısmarladı durdu. Ne armağan ama! Bir de hani derler ya, ‘Allah fukara kulunu sevindirmek için önce eşeğini kaybettirir , sonra da buldurur’ diye. Geçen ay otostop yaptığım bir arabada lap topumu unutup, sonra aynı gün içinde buldum. Bu yazıda yol esnasında bana gelen armağanlardan bahsetmek istiyorum.

Devam

Çoban

 

1Zamanın birinde, hem içimizdeki hem de dışımızdaki bir zamanda, yüksek kayalıklarda keçileriyle birlikte bir çoban yaşarmış. Kayalar oldukça sarpmış, kararlılıkla tırmanırsanız buluta bile ulaşabilirmişsiniz. Bir tarafta deniz, bir tarafta yüksek tepeler , bir tarafta keçiler günler böyle geçip gidermiş. Günlerden bir gün çobanın yanına ziyaretçiler gelmiş…

O ziyaretçilerden biri benim. ‘Bakın şu tepede yaşayan bir çoban varmış’ sözünü duyduktan itibaren tepeye erişmek için güçlü bir istek duydum. Üniversite zamanlarımda ‘Çok yüksek , çok zor’ diye kayalardan kaçardım da şimdi ne oldu bilmiyorum. İnzivada olmaya mı, çobanlığın büyüsüne mi, keçilerin güzelliğine mi, neye kapıldıysam artık, başladım tırmanmaya. Hem çok zor, hem de çok kolay bir tırmanıştan sonra, çobanın yanına varabildik.

 

 

2

Çoban Özgür- ya da Özgür Çoban- uzun yıllar turizm sektöründe çalıştıktan sonra, sigortası ödenmediği için işi bırakarak çobanlığa başlamış. 150 keçiye bakarmış, hepsi kendisine ait değil. Geçimini dağlardan kekik ve adaçayı toplayarak sağlarmış.

‘Bu işler zor, göründüğü gibi kolay değil’ diyor. ‘Yüz genci topla, onu durmaz burada. Sen bu tepeyi on adımda çıkarsın, ben üç adımda çıkıp keçileri kıstırıveririm, toplarım. Bu keçilerin kimisi yüksek tepeye gidiyor, kimisi kaya altlarına.
-‘Satıyor musun peki keçileri?’ diye soruyoruz.
Yüzü hüzünleniyor, belli ki satmak zorunda kalmış.
-‘ Motosiklet lazımdı . Ondan bundan para isteyeceğime, adaçayından kazandıklarım yetmedi, dört tane oğlak satıverdim.’
Özgür Abi, oldukça hoşsohbet. Açıkçası yanına giderken biraz korkmuştum, ya bize ‘ Burada ne işiniz var?’, derse diye . Hiç düşündüğüm gibi değil.
Keçiler ne zaman doğurur, nasıl gelişir, detaylarıyla anlatıyor bize.

4

-‘Yaz oğlağı kısa boylu olur, büyümez. Tekenin güzel olması lazım. Yirmi kiloluk tekenin oğlağı çıkar bir kilo, kırk kiloluk tekenin oğlağı çıkar iki kilo’

Hayvanların korunduğu çatı kısmına geçiyoruz sonra. Bu bölge iki ay şiddetli yağmur alırmış ve daha sağlam bir barınak gerekiyormuş şimdi. Nasıl özenle anlatıyor, bir yandan ağılı temizlerken bir yandan da çatıyı yapacağı malzemeleri söylüyor.

Mağarada değilmiş sürekli, akşamları motoru ile evine gidiyormuş. ‘-Evde de iki keçim var benim onlara bakıyorum. Hassaslar biraz , ot kırpıyorum onlara, besleyiveriyorum….Ben kırk iki yaşındayım, emekli olunca çobanlığı bırakacağım’

DSC_0527

 

-‘Peki abi, sonra ne yapacaksın?’ diyorum. Öyle ait geliyor ki bana, o tepelere, gökyüzüne. Hep o fotoğrafın bir parçası gibi…

-‘Sonra’ diyor…  ‘Sonra hayat devam ediyor, soluk çıkana kadar.’

 

Kalbimin Tam Orta Yerinde

orhanlı

Bu aralar yolculuklarımı anlatmaya meylim var. Yazı yazmanın yanı sıra  buluşmaya, konuşmaya , tanışmaya.  İstanbul’da Eylül ayında düzenlediğimiz ‘Hayat Güneşin Altında Bir Oyun’ etkinliğinden sonra, Ekim ayının sonunda  İzmir’de ‘Yolların Gücü Adına’ yı gerçekleştirdik. Bu buluşmalar nereden gelip nereye gittiğimi bana gösteren bir ayna oluyor. Önce ‘Sen bir gezginsin’ diyorum kendime, ‘Anlat yolları , şahinleri ,dağları! Saman evde yaşamanın keyfinden bahset,  kovandaki arıların çalışkanlığından, hüzünlü eşekleri güldürme çalışmalarından, kendi hayatında yaptığın devrimden,  ekmek, sabun ,peynir denemelerinden , ateş yakmayı öğrenince çocuklar gibi şen olmandan .’ Ah ne çok şey var anlatacak! Çobanlık denemelerimden mi bahsetsem, hıdrellezde çiğ taneleri peşinde , yoğurt mayalama çabamızdan mı? Peki, esas soru şu : Bütün bunların yanında tam kalbimin orta yerinde ne oluyor?

Bir süredir neden yazdığımı ve neden paylaştığımı , anlattığımı soruyorum kendime. Köyde, daha önce hiç alışık olmadığım bir yaşam üzerine malumat verme, yola çıkma üzerine cesaret belki. Peki sadece bu mu? Yazdıklarım sadece gezi yazısı mı? Ben  bunları düşünürken , dün akşam cevap geldi. Söz, bloğumda yazdığım gezginlik hikayelerimden başka bir yere gitti. İyi ki gitti. Ben istedim bunu. Söz, para kazanamadığı için köylerini bırakıp şehre yerleşmek zorunda gençlere, terk edilen köylere, toprağa yabancılaşmamıza, hayvanlarla bağımızın nasıl koparıldığına gitti.  Sahi, köylerdeki  sandığında  tohumları saklayan Ayşe Teyze’ye ulaşabilir miyiz? azize sunumGDO’suz, hibrit olmayan tohumları bulmanın yolu ne? Endüstriyel üretim yapmayan, ilaç kullanmayan dürüst üreticiye nasıl ulaşırız peki? Endüstriyel hayvancılığın önüne geçilebilir mi? Dışarıdan Holstein inekler ithal etmek yerine yerli  ırkı teşvik etmek mümkün değil mi? Tüketim alışkanlıklarımızı nasıl değiştiririz? Sütü marketten almak yerine, meralarda ineklerini otlatan Celal Amca’dan alsak ya? Ayrıca topluluk destekli tarım gruplarını, gıda topluluklarını konuştuk, doğal gıdaya ulaşmak için hangi ağların kurulabileceğinden, şehirde nelerin yapılabileceğinden.  Tohum takas ağlarından ,kent bahçeciliği projelerinden, sivil toplulukların şehirde verdikleri eğitimlerden bahsettik.

Şimdi iyi hissediyorum. Azize Kafe’de  yaklaşık otuz  kişilik bir grupla bütün bunları konuşabildiğimiz , konuşmaya alan bulabildiğimiz, neler yapabileceğine dair düşündüğümüz için. Doğanın sezgisel bilgisine ulaşmaya çalışırken, üretim süreçlerini de sorguladığımız bir alan bu. Bir bütünün içinde hissediyorum. Hayat devam ediyor, yol devam ediyor, her şey iyiye doğru dönüşüyor. Çok mu iyimserim ? Sanmam. İzmirdeki meleklerime şükran, hem yol meleklerime, hem yerleşik olanlara. Bu buluşmada bize kapılarını açan Azize Kafe’ye, dinlemeye gelenlere,  tanıdıklarıma ve henüz tanışmadıklarıma şükran.

*Fotoğraf, Seferihisar Orhanlı Köyü’nden