Topluluk Fonlamam Hakkında Güncelleme

Topluluk Fonlamam Hakkında Güncelleme:

Herkese merhaba,

Bugün Hindistan’a yolculuk niyetimi yazmamın ve topluluk fonlamasını  başlatmamın dokuzuncu  günü. Bu süreçte ne olup bittiğini sizinle paylaşmak istedim.  Geçen haftaki yazım burada.

Bu fonlamayı başlatmadan önce uzun uzun düşünmüştüm. İstemek bende  kırılgan bir yere denk geliyor.‘Tuhaf olur mu?’ ‘Nasıl olacak?’ ,’ Ya kimse beni görmezse?’ diye.

Görüldüm. Destekler geliyor, şükür. Dokuzuncu gün itibariyle 645 tl desteğiniz oldu. Sevgili destekçilerim Bahar, Berna, Eda, Sedef, Asuman,Berke, Özge, Nihal , Feryal ve Emre’ ye çok teşekkür ederim. Ayrıca manevi destekçilerime de çok teşekkür ederim.

Şimdi ne hallerdeyim? Haftaya kısmetse vize için başvuru yapacağım.  Uçak bileti hariç, masrafların 8500 tl olduğunu önceki yazıda belirtmiştim. Yaptığım hesaplamada bu miktarda 4500 tl lik tutarı ben karşılayabiliyorum. Geri kalan 4000 tl lik kısmı borçlanmadan, zorlanmadan karşılayabilmek için topluluk desteğine ihtiyacım var. Geçen haftaki 645 tl destekten sonra kalan ihtiyacım:  3355 tl.

Ve yola çıkış tarihim :19 Ocak

Peki kalan miktar için bana nasıl destek olabilirsiniz?

Hindistan’daki program 15 gün sürecek. Döndüğümde destekçilerime bazı armağanlar sunacağım:

Hindistan yolculuğumu anlatacağım : ‘Yola Çık!’ sunumu  25 tl katkı

Hindistan sonrası masal gecesi katılım: 30 tl katkı

Masal Anlatıcılığı ile ilgilenenler için ‘Anlatıcılığa Giriş’Atölyesi: 100 tl katkı

Gönlünüzden geçen katkıları yolculuğumdan önce bana iletirseniz bu durum benim için oldukça kolaylaştırıcı olacak. Ayrıca siz katılamazsanız ya da şehir dışında da olsanız bir arkadaşınıza bu etkinlikleri armağan edebilirsiniz.

Buna ek olarak, bu hafta sonu Eğitmen ve Profesyonel Koç olan Zeynep Berkol ile Mira Yoga’da Hikaye Yazma Atölyesi gerçekleştireceğiz. Katılmak için detaylar burada. Bu atölyeye katılarak ya da arkadaşınıza armağan ederek de yolculuğuma katkı sağlamış olacaksınız.

Benden şimdilik bu kadar. Heyecanlıyım. Herkese selamlar ve sevgiler 🙂

*Görselde kullandığım resmi Esen benim için yıllar önce çizmişti. O’na sevgilerimi uçuruyorum.

Hindistan Yolcusu Kalmasın!

‘Kalbinde hayallerinin ötesinde olana da yer ayır.’

Mary Oliver

Bu söz bugünlerde içimde oldukça yankılanıyor. ‘Hayallerimin ötesi’ ne ola ki?

Mevcut olan varlığımla kendimi tanımlıyorum. Felsefe öğretmeni, gezgin,  okul öncesi öğretmeni, toprağa bağlı, arı dostu. Bütün bu tanımların içerisinde hepsini birleştiren bir görünmez bir yoldaşım var: Hikaye Anlatıcılığı. Hayatımın son dört yılında hikayeler benim yanımda. Bazen bana soğuk bir kış gecesinde ateş başında kelimelerimden döküldüler,  bazen okulumda sınıfın içinde. Bazen hiç tanımadığım bir çocuğa metrobüste masal anlattım, bazen  üniversitede konferans salonunda. Yolculuğumda karşıma çıktılar, yolumu masallaştırdım. Tohumun, arıların öyküsünü yazdım.

Hikaye anlatıyorum çünkü; anlatmak bizi birbirimize bağlıyor.  Kadim olanla, köklerimle bağlantı kurmamı sağlıyor. Hikayeler sayesinde sınıfımda ezberci eğitim sistemine bağlı kalmıyorum ve belki de açıklaması güç olan yanı şu : Hikayeler beni iyileştiriyor. Zor zamanlarımda pek çok kez okuduğum ya da anlattığım bir hikayenin iyileştirici gücüne şahit oldum.

Şimdi hikaye anlatıcılığı yolumda desteğinize ihtiyacım var:

Seiba Uluslararası Hikaye Anlatıcılığı vasıtasıyla bu sömestr’da bir program düzenlenecek. Hindistan’da Kathalaya Merkezi’nde biz öğretmenler için açılacak bu kursta Hint Anlatı Kültürünü deneyimleyeceğiz, anlatı teknikleri üzerine yoğunlaşacağız.

Peki bu programa neden katılmak istiyorum? Hikaye Anlatıcılığını okullarda çocuklarla ve gençlerle geliştirmek en büyük niyetim.  ‘Hikayeler birleştirir.’ Bunu kendi sınıflarımda deneyimledim. Yeni bir ülkede, yeni bir kültürde yeni yaklaşımlar, yeni yaşantılar görerek anlatıcılık serüvenimi geliştirmek niyetindeyim. Döndüğüm zaman, okullarda hikaye anlatıcılığına daha çok yer açmak,  olabildiğince geniş kitlelerle öğrendiklerimi paylaşmak istiyorum.

Bu yolculuk için eğitim, konaklama ve diğer masraflar ( yemek, tur ücretleri vs..) toplam masraflarım : 8500 tl

Bana nasıl destek olabilirsiniz?

Döndüğümde çeşitli etkinlikler düzenleyeceğim. Yapacağım etkinliklere katılarak bana katkı sağlayabilirsiniz.

  • Hindistan yolculuğumu anlatacağım ‘Yola Çık!’ sunumu :25 TL
  • Düzenleyeceğim masal gecesine katılım : 30 TL
  • Masal Anlatıcılığı Üzerine Atölye : 100 TL

 

Bu çalışmaları  İstanbul’da düzenleyeceğim, İstanbul dışındaysanız katılım bedelini karşılayarak bir arkadaşınıza armağan edebilirsiniz.  🙂

Sürecin içerisinde oldukça heyecanlıyım, katkılarınızı beklerim.. Ayrıca bu sürece dair, soru öneri ve yorumlarınızı isilkayagul@hotmail.com a yazabilirsiniz.

Işıl Kayagül

Yapı ve Kredi Bankası

TR91 0006 7010 0000 0052 6395 84

Okuyan, ilgilenen, katkı yapacak herkese çok teşekkür ediyorum.

Sevgiler

Yeni Başlayanlar İçin Ekolojik Çiftlikler

Yeni Başlayanlar İçin Ekolojik Çiftlikler

 

 

Bu bir Tatuta yazısı. Üç yıl önce işi bırakmış bir halde, yolculuk yapacağım ama nasıl ve nereden başlasam diye düşünürken Tatuta çiftlikleri yardımıma koştu. Yolculuğum bu çiftliklerle başladı ve yol boyunca pek çok çiftlikte gönüllülük yaptım.

 

Yolculuklarımı blogumda  yazdım ancak Tatuta’nın kendisi üzerine hiç yazı yazmadığımı fark ettim. Bu yazı biraz geç kalmış bir yazı , aslında bir teşekkür yazısı. Özellikle benim gibi aracınız olmadan ve tek olarak yolculuğa çıkacaksanız  ekolojik çiftliklere gitme ve yer bulma konusunda yardım almak için Tatuta‘nın sayfasına göz atmanızı öneriyorum.

Açılımı : Tarım- Turizm-Takas . Tatuta projesi ile Türkiye’de ekolojik tarımla geçinen çiftçi ailelerine gönüllü olarak başvurabiliyor ve çiftlikte çalışabiliyoruz. İlgi ve yeteneğimize göre hangi çiftliğe gideceğimize karar veriyor ve çiftlik sahibi ile iletişim kuruyoruz. Çiftliklerin işgücüne ihtiyacı birbirinden farklılık gösteriyor. Bu yüzden sayfayı detaylı olarak incelemekte fayda var.

Fikir vermesi amacıyla kendi sürecimden bahsetmek istiyorum.Buğday Derneği’nin İstanbul’daki ofisinde gönüllü olarak çalışırken uluslararası bir proje için bir Tatuta çiftliğine gönüllü arandığını duydum.  Çiftlikte gönüllülük yapmak için Hollanda’dan gelecek öğrenciler vardı ve bu süre içinde dil problemi yaşamamaları için çeviri yapacak bir gönüllü aranıyordu. Başvurdum ve kabul edildim!

 

İki hafta boyunca hem kollektif çalışmayı hem de köy yaşamını deneyimledik.   Tarhana öğüttük, nar topladık, nar ekşisi yaptık, zeytin hasadına katıldık. O çiftlikte üç hafta kaldım. İstanbul’a döndüğümde karar vermiştim, yol devam edecekti.

 

 

Mevsimin kış olmasına aldırış etmeden açtım bilgisayarı ve hangi çiftliklere gidebileceğimi araştırmaya başladım. Kendime üç aylık bir süre belirledim.İlk üç çiftliği seçip gideceğim diğer yerlerin spontane olmasına karar verdim. Elimde tablet bilgisayarım da vardı nasıl olsa. Üç ay boyunca inek sağımından gül ekimine, toprak yapılarda çalışmaktan zeytin hasadına kadar pek çok deneyimim oldu. Bu sürede çok değerli insanlarla tanıştım. Yalnız yolculuk yapmanın güzelliğini gördüm, pek çok hikaye biriktirdim. Yerel insanlarla iletişim kurmak için yalnız yolculuk yapmanın çok değerli olduğuna inanıyorum. Aracım yoktu, yalnızdım ama fazla da zorlanmadım. Yol melekleri koruyordu ama Tatuta’nın da hakkını yemeyeyim.

 

 

 

Üç ay bittikten sonra İstanbul’a geldim, ekolojik yaşam yarı zamanlı bir işte  çalışmaya başladım ancak kendi kendime  ‘İstanbul’da yaşamak  istemiyorum’ diye çok tekrar etmiş olmalıyım, o iş devam etmedi  ve yine yollara düştüm. Bir sürü köy, bir sürü topluluk, bir sürü çiftlik.  İki buçuk yıllık bir yolculuk bu, başka bir yazının konusu olsun. Şunu belirteyim ki, kararlılıkla çıktığım ilk üç ay benim için başkadır. O dönemde yeni bir hayatın kapısından adım attığım için, neredeyse karşılaştığım her insan, duyduğum her öykü bana ışık oldu.

Tatuta sistemine geri dönecek olursak; bu çiftliklerde gönüllü olduğum süre içinde;

-Ekolojik yaşam üzerinde farkındalığım arttı. Üretim ve tüketim dengelerini sorguladım. Daha az tüketmeye özen gösterdim. Şehir hayatı ile köy hayatı birbirinden farklı olduğu için ihtiyaçlarım da farklılık gösteriyordu. Örneğin, kıyafet alma ihtiyacım yoktu. Üç ay boyunca atmış litre sırt çantası ile çok az tüketerek yaşama denemelerim oldu.

-Yerel tohumlarla tanıştım. Atalık tohum, hibrit tohum ve GDO ne demektir bunlar üzerinde  kafa yordum ve şehirlerde tükettiğimiz gıdanın doğallığını sorgulamaya başladım.

-Şehirden köye göçen ailelerle tanıştım. Nasıl bir üretim modelleri olduğunu, kendilerine nasıl bir yaşam oluşturduklarını gözlemledim, deneyimlerinden faydalandım.

-Kuşaklardır köyde yaşayan ailelerle tanıştım ve üretim biçimlerini gözlemledim.

-Hayvanlarla, bitkilerle ve ağaçlarla iletişimim daha da güçlendi. Bu, sanki sağ yerine sol elle yazmak gibi bir duygu. Beynimin başka bir tarafının çalıştığını hissediyorum.

-Doğa ile uyumlu yaşam biçimlerini (toprak yapılar, kompost yapma, topluluk oluşturma) gözlemleme şansım oldu.Özetle söylemek gerekirse, Tatuta yola çıkmak için güzel bir sistem. Benim kendi yolculuğumda yani hayatımda yaptığım büyük değişiklikte önemli öğelerden biridir.   Eğer içinizde bilmek, anlamak, görmek  bir taraf  varsa yola çıkın çok beklemeden . Zamanına siz karar verirsiniz, ne kadar süreceğine, ister üç ay, ister üç yıl.Şundan eminim ki, benim gibi doğal yaşamı keşfetmek isteyenler için şimdi eskiye oranla gidilecek daha fazla kapı ve  destekleyen çok fazla oluşum var. Ne mutlu!

Haziran 2016

Yaşasın Okul Bahçeleri!

İstanbul’dayım. Bu yapsam da elim toprağa değse diye düşünürken, birden gençlerle çalışmayı çok özlediğimi fark ediyorum. Peki, hem gençlerle hem de toprakla çalışabileceğim yer neresi? Tabii ki okul bahçeleri!
Okulda bir bahçe yapma fikrini Buğday Derneği’ndeki arkadaşlara söylediğimde, beni kendilerine bu iş için başvuran bir okula yönlendiriyorlar: Selçuk Kız Meslek Lisesi. Aşçılık bölümünde okuyan öğrenciler tüketecekleri sebzelerin büyüme süreçlerini görmek için bir bahçe yapmak istemiş. Öğretmenleri Hacer Hoca Buğday Derneği’nden okulda bir bahçe uygulaması hakkında yardım istemiş. Niyetim doğrultusunda ben de yazışmalara dahil oldum ve tatlı sürecimiz böylece başladı.

Birkaç gün önceden araziye bakmaya gittim ve Hacer Hoca ile tanıştım. Onunla okulun hangi bölgesinde bahçe uygulaması yapabileceğimizi tespit ettik . Belediye daha önce okula gübreli toprak getirmiş ve okulun bir bölümünde daha önce ekim- dikim çalışmaları yapılmış. Çalışmamız için belediyeden ek toprak almaya karar verdik ve çalışma plan hazırladık: Eni bir, boyu iki metre olan ahşaptan bir yükseltilmiş yatak yaparak içine domates, biber, salatalık, patlıcan fideleri ekecektik.

Çalışma günü okula gittiğimde ilk önce sınıfta bir sunum yaparak kendi gezginlik hallerimi, çalıştığım çiftlikleri, gıda ile bağ kurmanın benim için değerini, yerel tohumların önemini anlattım. İkinci kısımda küreği kazmayı elimize alarak uygulamaya giriştik. Okulun görevlisi Cemal Abi bizim için yükseltilmiş yatakları hazırlamıştı. Biz de içini toprakla doldurduk ve fideler için alan hazırladık. Öğrencilerin motivasyonundan çok etkilendim , bütün öğrencilerin eli toprağa değdi diyebilirim. Yatakları toprakla doldurma işi bittikten sonra domates, biber, salatalık, kabak fidelerini toprağa ektik ve can suyu verdik.

Günün sürprizi ise anaokulu öğrencilerinin bizi ziyaret etmesi idi. Meraklı gözler ve minik eller ile de çalıştık. Dernekten aldığımız kabak tohumlarını viyollere ektik ve suladık. Her gün sulayacaklarına dair bana söz verdiler. Böylece toprak – gençler ve çocuklarla çalışma hayalimin üçüncü halkası da tamamlanmış oldu hem de bir gün içinde.

 

 

On beş gün sonra okula ziyarete gittiğimde, büyümüş fidelerin yanında beni bir sürpriz bekliyordu. Öğrenciler okullarının duvarına ‘Okul Bahçemiz’ köşesi yapmışlar ve fotoğraflarla sürecimizi anlatmışlar. Çok duygulandım, elbette hemen fotoğraf çektirdik birlikte  Domateslerin, biberlerin ve kabakların hasat zamanında bir araya gelmek için sözleştik.
Öğrencilerle okul bahçesi yapmak benim için çok keyifli oldu. Yolculuğumun bana öğrettiği en değerli şeylerden birisi ‘Tohum ile, gıda ile bağlantı kur’ Portakal topladığım bahçelerden, zeytin hasadımızdan, arılarla olan arkadaşlığımdan öğrendiğim bir bilgi bu. Ne mutlu şimdi bunu gençlerle ve çocuklarla paylaştım. Okul bahçelerimizin devamı gelsin!

Mayıs,2016

 

Tarlabaşı’nın Hikayecileri

Şişhane’den Taksim’e çıkan otobüs yolunda eski karakolun sokağından girip aşağı doğru kıvrılıp Tarlabaşı’na varıyorum. Tarlabaşı beni yine dar sokaklarıyla binadan binaya sallanan çamaşırlarıyla, sokakta oynayan çocuklarıyla karşılıyor. Buraya geliş sebebim, harika çalışmalar yapan Tarlabaşı Toplum Merkezi. Merkezin gönüllülerinden Öykü ile birlikte kolaj atölyesi düzenleyeceğiz.

 

Buraya her geldiğimde heyecanlanıyorum. Çocuklarla çalışmak çok güzel, Tarlabaşı’nın ruhu çok etkileyici. Öykü ile küçük bir beyin fırtınasından sonra işe koyuluyoruz. Öykü dergiden resimler seçerken ben de kütüphaneye yöneliyorum. Bakıyorum içinde tohum geçen kitaplara. Buldum! Arkadaşım Nalan Özdemir Erem’in Tohumun Rüyası kitabı burada. Sınıfa geçiyorum. Bana bakan 12 çift göz. Ah ne güzeller! Önce Tohumun Rüyasını anlatıyorum onlara. Gördükleri tohumları soruyorum zaten çoğu köyden gelmiş, görmüşler tohumun öyküsünü. Sonra Öykü ile birlikte kolaj çalışmasına geçiyoruz. Çocuklar dergilerden kestikleri fotoğrafları kağıtlara yapıştırıp bir hikaye oluşturacaklar. Herkes bireysel olarak kendi hikayesini yazacak. Marifetli eller çalışmaya başlıyor. Ağaçlar, çiçekler, arılar. Onları seyretmek çok keyifli.

Kolajlar bittiğinde çember oluyoruz, her birimiz sırayla kağıda oluşturduğumuz hikayelerimizi anlatacağız. Çemberin bir adabı var: Herkes birbirine eşit uzaklıkta ve herkes sırayla konuşuyor, kimse birbirinin sözünü kesmiyor. Ah ne hikayeler! ‘Evvel zaman içinde’ diye başlayan masal tadında hikayeler mi desem, sahibi ‘Ben çekiniyorum, anlatamam’ deyince, mahcup bir hale gelen hikayeler mi? Birbirimizi dinliyoruz. Bazen bir ağaç baş rolde oluyor, bazen güneş. Yaratıcılıklarına hayran oluyorum.

Herkes hikayesini bitirince, el ele tutuşup çemberi kapatıyoruz. Bana her birimizin farklı öyküsü olduğunu anlatan bu çocuklarla çalışmaya bayılıyorum. Gözlerinde bir sürü duygu var, sevinç, hüzün, merak. Yaşama karşı güçlü duruşlarını, hareketlerini, sordukları soruları seviyorum. Şayet Tarlabaşı tarafına yolunuz düşerse TTM’ye uğramadan dönmeyin ,bence yaptıkları işleri görünce bu güzel yüreklere hayran kalacaksınız.

Haziran/2016

Köy Okulunda Öğretmen Olmak

Tam üç haftadır benim için eşsiz manzaralara sahip olan; nar, mandalina ve zeytin ağaçlarıyla dolu bir köyde öğretmenlik yapıyorum.  Sosyal medyada yeni açılacak anaokulu sınıfına öğretmen arandığına yönelik çağrıyı gördüm, başvurdum ve başvurum kabul edildi. Birdenbire ‘ Köyde yaşamak istiyorum’ ve ‘ Çocuklarla çalışmak istiyorum.’ dileklerim gerçek oldu. Yolun çok başında olduğumu biliyorum, okul daha yeni kuruluyor ve her şey yeni başlıyor.

Burası bir dağ köyü. İlkokul bir süre kapalı kalmış ve öğrenciler o sırada eğitim için taşımalı sistemle yakın ilçeye gönderilmiş. Neyse ki, köyün okulu restore edilerek tekrar faaliyete geçmiş ve öğrenciler yol eziyetinden kurtulmuş. Şimdi ilkokul sınıfının yan tarafına anaokulu açıldı.  İlk gittiğimde sınıfta sadece iki halı, birkaç oyuncak ve minderler vardı. Üç hafta içinde ilçeden bir okul tarafından kullanılmayan masa ve dolaplar gönderildi, mahalleden kitaplar ve oyuncaklar geldi, İstanbul’dan arkadaşlarım oyuncak ve kırtasiye malzemesi gönderdi. Perşembe günü  İrem bize dolap ve çadır getirdi. Böylece temel eksikler giderilmiş oldu. Burası bir dayanışma okulu, eksiklerin gün be gün tamamlanıyor oluşunu görmek keyif verici.

Anaokulu  öğretmeni olduğum için heyecanlıyım. Çocukların farklı bir enerjisi var. Bakış açıları farklı, duru. Bazen komik. Bazen zor. Bir tanesi bitkilere çok meraklı, çoğu bitkinin ismini biliyor, beni bahçelerine gramantin yemeye davet etti, önce anlamadım ne demek istediğini meğer gramantin o bölgede yetişen bir mandalina türüymüş. Bir diğer öğrencime kurul tarafından gelişimsel bozukluk teşhisi konulmuş.  Okul ona iyi geliyor. Bazen kriz dönemleri oluyor ancak yaşıtlarıyla birlikte sosyalleştiğini, oyun kurduğunu gözlemliyorum. Başka bir öğrencimde hikaye anlatıcısı olma potansiyeli var. ‘Biz geçen gün….’ diye söze başlıyor. Hepsi ayrı bir dünya. Gelişiyoruz ve büyüyoruz. Tenefüslerde bahçede zeytin ağacının yamacında hazine arıyoruz. Bir ara öğrencime elimdeki zeytini göstererek : ‘Bu hazineden sayılır mı? Dedim de eliyle okulun bahçesini göstererek : ‘Burada her şey hazine’ dedi. Elbette öyleydi. Bu ağaçlar, bu toprak, bu kuşlar, bizim için bir hazine. Bu çocuklar çok şanslı. Anneleriyle zeytine gidiyorlar, babalarından tekne sürmeyi öğreniyorlar, televizyon yerine karşıdaki yamaçları seyrediyorlar.

Peki bende olanlar nedir? Köyde yeni bir ev kurmanın telaşı var. Benim ev karşıdaki heybetli tepelere bakıyor. Sabahları onlara bakarak meditasyon yapıyorum. Bu aralar odun zamanı. Orman izni verildi ve köylü kendi odununu taşıyor. Benim de soğukta kalmamak için odun ayarlamam lazım. Bir de zeytin telaşı. Bu kadar zeytinin içindeyken marketten almak olmaz. Bir gün köylülerle gidip zeytin toplayıp sonra da kendi zeytinimi kendim kurma hayalim var. Köydekiler çok yardımsever. Bizim köyde market yok mesela, ekmeksiz kaldım bir sabah, beni kahvaltıya davet ettiler. Evlerinin önünden geçerken öğretmen olduğumu duyunca : ‘Buyur gel, oturalım.’ diyorlar. Aracım olmadığı için biraz zorlanıyorum , köyün meydanı toplu taşıma araçlarına kırk dakika yürüme mesafesinde. Ama şükür ki çoğu zaman bir motosiklet ya da araba  bulabiliyorum merkeze giden.

Köy hayatı güzel. Akşam eve giderken dönüş yolum tezek kokuyor. Yıldızları daha net görebiliyorum. Bizim okul da sürekli sürprizlerle dolu. Bu hafta Emine ve Ayşe okulumuzun duvarlarına Miyazaki’den ‘Komşum Totoro’yu çizdiler. Bizim miniklerin şaşkınlığı ve sevinci görülmeye değerdi.

Yazımı bitirmeden önce adapte sürecimde bana manevi destek veren arkadaşlarıma çok teşekkür etmek istiyorum. Yeni okul, yeni köy, yeni hayat derken bazı durumlarda panik alanıma çekilmiş olabilirim. Desteklerden sonra esneme alanıma, daha sonra da konfor alanına geçtim.

Öğrencilerimle birlikte dolu dolu üç haftayı bitirdik. Okulun sistemine, kurallara, birlikte yaşamaya alışıyoruz.

Kent Kovanları

debra1

Amerika’daki Asheville Balarısı Araştırma Enstitüsü Başkan Yardımcısı ve doğal arıcılık eğitmeni Debra Roberts, Yeryüzü Derneği’nin Kent Kovanları Projesi kapsamında İstanbul’da bir günlük bir seminer verdi. Seminer üzerine daha ayrıntılı yazacağım, şimdilik sadece konu başlıklarını derledim. Debra seminer boyunca;
-Yaptıkları kent arıcılığı uygulamalarını ve şehirlerinin Amerika’nın ‘ilk arı şehri’ seçilmesini,
– Kent arıcısının içinde bulunduğu sosyal çevre ile iyi ilişkiler kurmasının önemini,
-Arılara karşı insanlarda bulunan önyargılı tutuma karşı yapılabilecek çalışmaları,
– Kovanları koyacak yeri seçerken dikkat edilecek hususları,
-Arılar için suyun anlamını
-Top bar tarzı, kara kovan ve dikdörtgen çerçeveli kovanların karşılaştırılmasını; her birinin dezavantajları ve avantajlarını
– Türkiye’de ve dünyada arıcılık uygulamalarını anlattı.

DSC_0154debra2

Debra’dan bir çok teorik bilgi aldım ama beni en çok etkileyen şey arılara olan sevgisi. O, arılara insansı özellikler yüklüyor ve onları ticari bir meta olarak görmüyor. Arıcılık ticari olarak yapılsa da yapılmasa da arılara karşı duyarlılığın önemini vurguluyor. Debra ile ilk kez 2014 yılında Bodrum’da tanışmıştım. İlk kez ondan duymuştum arılar hakkında araştırma yapmak için arıcı olmanın tek şart olmadığını, arıları öğrenmenin doğaya karşı sorumluluğumuzun bir parçası olduğunu . Yine tekrarladı:
‘Bugün burada olduğunuza göre, doğal arıcılığı önemseyen bir arıcısınız ya da doğal arıcılığı önemseyen bir arıcı olacaksınız ya da doğal arıcılık yapanları destekleyeceksiniz.’
Debra Roberts hakkında daha fazla bilgi için:
http://holybeepress.com/

Çam Balı

12901475_10156698631090023_1495429585548794668_o
Yaprak bitinin özsuyu, arılar tarafından alınmayı bekliyor.

Çam balı nasıl oluşur bilir misiniz?
Arılar, çamın gövdesinde bulunan özsuyunu toplar.
Özsuyu, bir yaprak bitinin salgısından elde edilen bir sıvıdır. Yaprak biti ağacın kabuğunu deler, içindeki özlü kısmı yer ve şeker salgılar. Bu şeker yaprak bitlerinin vücudundan bala benzeyen damlalar gibi çıkar ve bunlara özsuyu denir. Arılar özsuyunu çiçeklerin nektarını aldıkları gibi alır ve bala dönüştürürler.
Başlangıçta özsuyunun yüzde ellisi sıvıdır ama bu haliyle kalırsa köpürür ve ekşir. Arılar kovanda muazzam bir çalışma ile bu oranı yüzde on yedilere indirirler ve öz suyu çam balı haline gelir.

Daha fazla bilgi için: Debra Roberts ile Arılar, Kadınlar ve Çocuklar Üzerine

*Fotoğraf: Kızlan Köyü- Datça

Görebilir Misin İçimin Rengini?

Görünürlük üzerine bir buluşma ne zamandır içimde yankılanıyordu. ‘Çember’ ya da ‘council’ ya da ‘meclis’.Ankara Yaşam Çemberi‘nde ‘En son ne zaman görüldüğünü hissettin? sorusu beni bayağı sarsmıştı ve kendime sorup duruyordum. Bir kaç gün sonra  Güneybatı toplaşmamızda Fethiye’de- gezginim ya ben, koordinat değiştiriyorum sürekli- Nalan’a bir buluşma düzenleyelim dediğimde buluştuk , konuştuk ve şaşırarak gördüm ki Nalan’ın kendi sitesinde ilk yazdığı yazı görünürlük üzerineymiş .Karşılaşmamız bir tesadüf mü?

12773247_10153981832392445_1227617437_o
Çember, kalpten dinleme ve konuşma üzerine birbirimizin alanlarını gözeterek gerçekleştirdiğimiz bir buluşma.

 

Hazırlıklara başladık, çağrımızı yaptık ve çemberi gerçekleştirdik. Dün görünür olmak isteyen ne varsa su yüzüne çıktı, vakti gelmeyenler, biraz daha demlenmek için bekledi.

939396_10153981832602445_1745323268_o12842466_10153981832237445_518341055_o

İyi hissediyorum, içimdekileri duyan, beni yargılamadan dinleyen, göz göze diz dize oturduğum canlar var. Alanım ve zamanım var. Hele ki şu hızlı İstanbul’un içinde. Dilerim ki, bu bir başlangıç olsun. Bu yazı da fiziksel ya da manevi olarak yanımızda olanlara uçsun <3

*Fotoğraflar için Burcu Ceylan’a teşekkürler