Latmos, Selene ve Endymion

Bafa gölünden bir manzara ‘Bu saatte göl kenarına inmeseydiniz, karşınıza tilki ya da domuz çıkabilirdi.’ Bu sözleri dönüş yolunda duydum zira önce duysam da fark etmezdi. Ay Tanrıçası Selene’yi gördüm ya bulutların arasından, domuzu tilkiyi umursamadım, doğruca göle koştum. Göle koştum çünkü bu güne kadar gördüğüm en parlak ay ışığına orada şahit olmuştum ve bunun bir sebebi vardı.

Eski zamanlardan birinde Endymion adında bir çoban, gökyüzündeki aya aşık olmuş. Endymion kavalından başka bir şeyi olmayan yoksul çobanmış, her gün bir kayadan diğerine hoplayıp zıplayan keçilerini otlatırmış. Selene de ona aşıkmış, gece doğar doğmaz hemen çobanın olduğu yere koşar, ışıklarıyla çobana aydınlığından verirmiş. Bafa Gölü gerçekten de gümüş bir tepsi imiş çünkü Selene en parlak ışıklarını buraya dökermiş. Çoban ve Selene her gece Latmos dağının zirvesinde buluşurlarmış. Zaman geçmiş, yıllar yılları kovalamış, çoban bir ölümlü imiş nihayetinde ve giderek yaşlanıyormuş. Selene, babası Zeus’un kapısını çalmış, Endymion için bitmeyecek bir uyku vermesini istemiş. Zeus, kızının isteğine dayanamamış ve çobanı derin bir uykuya salmış. İşte o günden beri her gece Selene parlak ışıklarını Latmos’un zirvesine bırakır ve her gece bir buluşma şöleni gerçekleşir. Ama benim olduğum akşam Selene fazla durmadı. Kavga mı etti Endymion’la bilmiyorum. Bir göründü yağmur bulutlarının arasından ve ondan sonra kayboldu. Latmos Dağı’nın gölgesi, göle vurmuştu ve gölge, gölün içindeki bir canavar gibi duruyordu. Ürktüm mü? Çok fazla değil, çünkü gölün diğer zamanlarını biliyorum. Renkten renge girer, sarıp sarmalar, iyileştirir, sanki zamanı durdurur. Buraya ilk geldiğimde ‘Yola devam mı edeyim, eve mi döneyim sorusu ile gelmiştim de, 3 hafta beni bırakmamıştı, iyileştirmişti. Yaza benzeyen, ama yaz olmayan bir mevsimde, tepede ay ışığı, yerde ateş, yamacımızda göl, uluslararası kalabalık bir ekiple ne eğlenmiştik.

Bu sefer yalnızım, ama hiç de yalnız gibi değilim. Sabah erkenden iniyorum göl kıyısına, sohbet ediyoruz göl ile. Gölleri neden seviyorum? ‘Sakinleş, yavaşla’ dediği için mi? Deniz ya da dere sürekli devinirken, ‘Hadi, yapacak çok iş var, çabuk ol, zaman akıp gidiyor!’ derken, göl ‘Dur biraz, sakinleş ve içine bak; bir bak neler oluyor’ dediği için mi? Tepeye gidiyorum sonra, zeytin ağaçlarının arasına . Kuş cıvıltıları ve ağaçlar ve güneş, oh şükür! Gölde bir hüzün var ama… Gölde bir hüzün ve bunun bir sebebi var.

Gölün etrafında özellikle son on yıldır ciddi bir kirlilik söz konusu. Sanayi kuruluşlarının atıklarını civar illerden göle taşıyan Büyük Menderes nehri, gölün kışın köpürmesine, yazın ise alg çoğalmasına yol açıyor. Göldeki alg türlerinin belirlenmesi için Ege Üniversitesi’nden akademisyenler, testler gerçekleştirmişler, alglerin zararları konusunda Muğla ve Aydın valilikleri bilgilendirilmiş, sivil toplum örgütleri halkı bilgilendirme toplantısı yapılmış ancak çevre sağlığını korumaya yönelik hala güçlü bir eylem planı uygulanmamış. Kuşadası merkezli sivil toplum örgütleri Bafa Gölünü Kurtarma ve Yaşatma Platformu oluşturmuş, gölün sağlıklı bir hale gelmesi için özveri ile çalışıyorlar, dilerim sesleri daha geniş kitlelerce duyulur.

Bafa Gölü günden güne yaşlanıyor, Selene’nin Endymion için Zeus’a gidip yardım dilemesi gibi; Bafa’nın ölmemesi, zamanın durması için Zeus’a gidemeyeceğimize göre, işimiz sağlam çözümlere ve bunların uygulanmasına kalıyor. Gölün etrafındaki tarımsal atıkların temizlenmesini, balık üretim ünitelerinin atıklarının doğrudan göle verilmesinin önlenmesini, Büyük Menderes nehrinin temizlenmesini ve kirletilmemesi için önlemler alınmasını diliyorum. Kim bilir, Bakanlıklar, valilikler ve belediyeler, güçlü koruma ve geliştirme planlarını uygulamaya koyarlar da, gölün üzerindeki hüzün dağılır ve bir gün o da Endymion gibi ölümsüz olur.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir