Köyde Hayat

hipatia   13 Temmuz 2015   Yorum yok Köyde Hayat

benRekorumu kırdım pasta isterim! Bir köyde yer değiştirmeden bir aydır yaşıyorum. Hani hep giderdim de bir hafta – on beş gün kalır yer değiştirirdim. Bir toprak üzerinde bir aydan fazla kalınca, toprak bana ben de toprağa alıştım zannımca.
Köyde hayat güzel. Burası Kadıköy, bir dağ köyü. Kışın beş, yazın on hane oluyormuş. Eskiden atmış hane kadarmış ama iş için gençler ilçeye çalışmaya gitmiş. Köy şimdi yaşlılardan oluşuyor. Dağ köyleri sahildekilere benzemezmiş, gidince anladım. Burada an geliyor bulut ile aynı hizada oluyoruz , an geliyor güneş oluyor, an geliyor yağmur. Dağ köyleri böyle olurmuş. Sekiz yüz rakımda aşağısı sıcakken burada bir deli esinti. Buraya geldiğimden beri fasulye, maydanoz, semizotu, domates ektim. Bahçe işlerinin yanı sıra ev işleri de var. Ev işleri derken, çamaşır bulaşık değil kastım. Şöyle toprağı bir güzel eleyip, içine saman katmak, kum katmak, bahçedeki küvette bir güzel şerbet yapmak, evin duvarları sıvamak mesela. E bizim ev topraktan tabii . Topraktan ve samandan. Geçen gün köyde yeni yapacağımız tuvalet ve banyo için saman ararken şöyle bir diyalog yaşandı:
-‘Biz saman arıyoruz, iyi saman nerden bulabiliriz?’ deyince
-‘Hayvanlar onu sevmez, bundan alın’ diyen amcaya
-‘Hayvan için değil, ev yapmak için arıyoruz’
-‘……..’
Köyde hayat, gerçekten başka. Burada aklım başka türlü çalışıyor mesela. Şehirdeki gibi her şey elimin altında değil. Bir köyde yaşayınca, çalışma saatleri bitince mesai bitmiyor.
Yıkanmak için soba nasıl yakılır, yemek pratik olarak nasıl yapılır, bulaşıklar kül suyuyla mı arap sabunu ile mi yıkamalı? soruları kafamda dolanıp duruyor. Bir köyden diğerine kuzine getirdik.Kül suyu çıkardık, yarın deneyeceğiz. Teresa bize evde diş macunu yapmayı gösterdi ve kullanıyoruz. Ektiğimiz sebzelerin yapraklarını zararlı böceklere karşı korumak için doğal ilaç hazırladım, bence işe yarıyor. Kompost hazırlıyoruz mesela, belirli aralıklarla döndürüyoruz, birkaç güne hazır olacak ve ektiğimiz alanlarda kullanabileceğiz. Kuş sesi ile uyanıyoruz, kuş günün her saati bize eşlik ediyor- sabah altıdaki kuş başka, gece üçteki kuş başka. Gece kuşu bir ötüyor ki, sanırsınız elektronik müzik  Burada bir köyden bir köye gitmek için yarım saat yürüyoruz, gündüz bulut , gece yıldız manzarası eşliğinde. Dolunay buradan başka türlü bakıyor bize. Bırakmak istediklerimiz, dolunayın önünden süzülen bulutlarla uzaklaşıyorlar.
Yerleşik olmak, gezgin olmaktan farklı. Her gün aynı manzaraya uyanıyorum , ama ne manzara! Hiç aynı değil ki! Bazen sis bulutunun ortasında, bazen günlük güneşlik! Bazen arkadaşlar arasında, bazen yapayalnız. Toprağa bakıyorum , toprak değişiyor, günden güne fark ettiğim ve fark etmediğim şekilde farklılaşıyor. Bitkiler değişiyor, ektiğim fasulyeler büyüyor, iki gün önce ektiğimiz semizotları yeşeriyor, enginarlar açıyor, pek mutlu oluyorum. Sonra bizim evin önünden sürüsüyle geçen çoban geliyor yanımıza sigara istemek için. Bu köyde arıcılık yapan yok, arıları özledim . Diğer köydeki Mustafa Amca’nın yanına gitmeliyim, onları görmek için. Mustafa Amca, kendisine şifa olsun diye arıcılığa başlamış ve o günden beri arılardan kopamamış. Onunla ilk arılara baktığımız günü hatırlıyorum. Bana çerçeveyi uzatmıştı, ‘Şunu bir tut!’ diye. O an bir anne olduğumu ve elimde binlerce bebek tuttuğumu hissetmiştim.
Bütün bunlara ek olarak, telefonum bozuldu. Bu bana bir mesaj olabilir mi? ‘Doğanın içinde instegrama, facebooka ,watsap a ihtiyaç yok ışıl, bak sadece’ Yazımı burada tanıştığım Teresa’nın Türkçe yazdığı şiir ile bitiriyorum. Burada olup şair olmamak biraz zor:
Bugün mavidir dağlar
Aşağıda vadide beyaz pamuk gibi bulutlar var
Süzülen uçan dağ, koyunlar gibi.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir