Debra Roberts İle Arılar, Kadınlar ve Çocuklar Üzerine

d1d2d3d4

Debra Roberts , Amerika Ashevillage Arıcılık Enstitüsü’nde tasarımcı ve koordinatör, Bee City USA yönetim kurulu üyesi, The Honeybee Project Kurucusu,arı danışmanı, arıcılık eğitmeni ve yazardır. Türkiye’nin de çeşitli bölgelerinde eğitimler düzenleyen Debra ile doğal arıcılık, arıların yaşamımızdaki önemi, Türkiye’deki bal çeşitleri üzerine konuştuk. Çocuklarımız için arılar niye bu kadar önemli? Arılar ölürse gerçekten insanlığın sonu bu gelir? Arılar ile kadınlar arasında nasıl bir bağ var? Yanıtı Debra ile yaptığım röportajda…


Arıcılığa ticari olarak bakmıyorsun, dünyanın çeşitli yerlerinde doğal arıcılık üzerine eğitimler düzenliyorsun. Doğal arıcılık nedir? Diğer arıcılık yöntemlerinden farkı ne?

Doğal arıcılıktan kastettiğim, kimyasal kullanılmayan, arılara kendi işleyişleri dışında başka işlem yapılmayan arıcılık. Arıların sağlığını, özellikle 1980’lerden sonra, Asya’dan gelip dünyanın pek çok bölgesine yayılan ve milyonlarca arının ölümüne sebep olan bir böcek türü- Varoa biti-, tehdit etti. Türkiye’nin ve Amerika’nın da aralarında olduğu pek çok bölgede ciddi hasara neden oldu. Bazı bölgeler çözüm yolu olarak kovanın içinde kimyasal kullanmayı tercih etti. 2006’dan beri diğer hastalıklar da arıları etkilemeye başladı. Kolonileri etkileyen büyük hastalıklar ortaya çıktı. Bütün dünyada milyonlarca arı endişe verici bir hızla ölmeye başladı ama bu sefer nedeni bilinmiyordu. Arılar toplu halde kovanları terk ediyorlar ve bütün kovanlar kısa zamanda boşalıyordu.

Koloni hastalıklarının ilerlemesiyle, başka olumsuzlıklar da başladı. Yoğun bir şekilde kullanılan böcek ilaçları, bitki öldürücü ilaçlar, mantar öldürücü ilaçlar, arıların yaşadıkları, yiyeceklerini sakladıkları, yavrularını büyüttükleri alanlara ve çevredeki bitki topluluğuna büyük bir zarar verdi. Kimyasalların tarımsal alanlarda yaygın hale gelmesi arılar ve arıların bağışıklık sistemi için tehlike yarattı. Gereğinden fazla bal hasatı yapmak, arıları beslenmek için ihtiyaçları olan baldan yoksun bırakmak ve sadece acil durumlarda besinsiz kaldıklarında tüketecekleri şekerli su ile beslenmelerini beklemek oldukça yaygın bir uygulama oldu. Dünyamız şimdi her zaman olduğundan daha büyük bir tehlike ile karşı karşıya. Örneğin Amerika’da yıllık %30 ile %50 civarı kovan kaybı görülmekte.

Bir doğal arıcı olarak, olanları seyretmekle kimyasalları kullanmamakla yetinmiyorum. Arıların yaşamını tehlikeye sokan durumları önlemek için yapılabilecekleri öğrettiğim pek çok doğal mücadele yöntemim var. Benim kendime daha yakın bulduğum , kimyasal kullanmayan arıcılar; arılara kendi nüfuslarını arttırmak için zaman tanıyan arıcılardır. Bizim arıcılık pratiğimiz ‘ticari zaman’ dan çok ‘arı zamanına’ dayanıyor ve sabır gösterildiği takdirde uzun vadede başarıya ulaşıyor. Bir de doğal arıcılık hareketinin işindeki insanların çoğu ticari amaçla bu işi yapmıyor ve artık arıcılık işine giren kadınların sayısı her gün artıyor.

Türkiye’de doğal arıcılığı nasıl buluyorsun? Sence Türkiye doğal arıcılık konusunda öncü durumuna geçebilir mi?
Türkiye de dahil,dünyanın pek çok bölgesinde çok sevdiğim arıcılık yapan arkadaşlarım var. 2013 yılında Yeşil Yayla Kültür Sanat ve Çevre Festivali sırasında Karadenizde Karakovan arıcılık yapan bir aileyi ziyaret ettim ve orada geleneksel arıcılık pratiği yapma onuruna eriştim. Datça’da dört kuşak arıcılık yapan bir aileyle tanıştım, onların arıcılığa dair bilgilerinden ve yarımadadan çok etkilendim. İstanbul ve Çanakkale’de arıcılar birliği başkanlarıyla buluştum, permakültür birliğinin daveti ile doğal arıcılık üzerine seminerler düzenledim ve arıcılığa ilgi duyan pek çok insan ile tanıştım. Son ziyaretimde, arıcılık yapan arkadaşım Alper Kuyucu ile birlikte Türkiyenin farklı bölgelerinden gelen 36 üniversite öğrencisi ile kendi projelerini teşvik etmek üzerine çalıştık. ( Çok güzel sonuçlar aldık. Bu proje için Mükemmel iş çıkaran Yonca Tokbaş’a, organizasyonu yapan Toplum Gönüllüleri Vakfı’na teşekkürler)
Türkiye, mevcut arı çeşitliliği ve bitki florası bakımından hayran olunacak özelliğe sahip. Arılar, bal ve arıcılar için Türkiye’nin doğal hazineleri diyebilirim. Amerika’da 2.5 milyon kovan varken , Türkiye’de 6.5 milyon kovan var. Türkiye’nin tek başına bitki florası zenginliği neredeyse tüm Avrupa’nın toplamına eşit. Türkiye, dünyada çam balının önemli bir bölümünü üretiyor ve kestane balının da çoğunu karşılıyor. İki bal türü de çok şifalı ve önemli. Ayrıca, söylemekten mutluluk duyarım ki, Amerika’dan ve dünyanın diğer ülkelerinden gelen diğer arıcıların buluşması için bir fırsat olan Apimondia Konferansı’na İstanbul 2017’de ev sahipliği yapacak. Türkiye’yi her ziyaret edişimde diyorum ki ben arı, bitki ve arıcı cennetindeyim ve bu hissim giderek büyüyor.
Bala, bitkilere ve bal arılara saygı düşünüldüğünde , Türkiye’nin dünyanın en güzel yerlerinden biri olduğunu düşünüyorum. Son iki yılda, perma kültür birliğinden ve doğal arıcılıkla ilgilenen diğer gruplardan pek çok davet aldım. Diyebilirim ki, dünyanın diğer bölgelerinde olduğu gibi Türkiye’de de arıcılıkta hala kimyasallar kullanılıyor ama bu durum değişiyor. Ve arıcılarımızın çoğu birbirini dinlemeye saygılı hangi yöntemin işe yaradığına dair, çünkü sonunda hepimiz bal arılarının iyi olmasını istiyoruz. Ben umutluyum çünkü Türkiye’de doğal arıcılık gelişmeye devam ediyor ve Türkiye’nin bu alanda öncü olma şansı var çünkü burası zaten bal, bal arısı ve bitki cenneti.

Einstein: Eğer arılar ölürse insanlığın ömrü dört yıl kalır’ demişti. Einstein haklı, değil mi? Arıların yaşadığımız dünyaya ne gibi faydaları var?

Arılar bizim yiyeceğimizin en az 1/3 ünden sorumlu ve ben hep insanlara hatırlatıyorum ki, bunların bazıları bizim yemeyi en çok sevdiğimiz yiyeceklerden. Einstein ‘ın bu sözünden alıntı yapan bir belgeselde (galiba ‘Kaybolan Arılar’ belgeseliydi) görürüz ki, arıların yok olması durumunda sadece 4 yılımız kalmasa bile yiyeceklerimizi kısmamız gerekecek ki bu çok sıkıcı ve bir çok insan bu kadar kısıtlı bir diyete katlanamaz.

Dünyanın gelişiminde polen taşıyıcıları ve polenler arasında milyonlarca yıldır güçlü bir ilişki var, bunun sonucunda biz meyveleri sebzeleri ve çiçekleri doğal karşılıyoruz. Bitkilerin elleri ve ayakları yok, polenleri çiçeklerden kendilerine getiren polen taşıyıcılarına bağlılar, taşıyıcılar onlara nektar getiriyor ve böylece üreyebiliyorlar (meyve, sebze ve diğer türlerin geleceği).

Bal arıları diğer polen taşıyıcılardan daha büyük bir koloniye sahip ve ayrıca on iki ay bu koloniyi sürdürüyorlar (diğer koloniler soğuk havada ölüyorlar, sadece kraliçeleri kalıyor).

Böylece bal arıları, doğal olarak diğer türlerden daha fazla miktarda taşıyıcılığa sahipler. Ve bu miktar tam da insanlığın ihtiyacı olan yiyeceklerdeki çeşitliliği sağlayan miktar.

Bir bal arısının ömrü boyunca bir çay kaşığı kadar bal üretebildiğini duymuştum ve o günden sonra arılara minnettarlığım arttı. Kovanda işler nasıl yürüyor, kısaca bahsedebilir misin?

Evet, bu bir işçi arının hayatı boyunca yaptığı çok değerli bir şey, bir tatlı kaşığının on ikide biri. Bal çok değerli ve üretimi de muazzam bir iş gerektiriyor. İşçi arıların iki midesi var, birisi kendi beslenmesi için diğeri de tarladan su ve nektar taşımak için. Bir arı kovana geri dönmeden önce herhangi bir yerde 100 ile 1500 çiçeğe gidip midesini nektar ile doldurabilir. Ayrıca ihtiyaç duydukları takdirde kovandan 5-8 km uzaklaşabilirler. Ve bir kilo bal için bir grup arı 5.7 milyon çiçeği ziyaret edebilir. Bal arıları gerçekten küçük uçan mucizeler.

Kovanda binlerce arının arasında bir kraliçe arı bulunur (doğurgan ,dişi), yüzlerce erkek (bunlar tembellik eder genelde), ve kovanın içinde ve dışında bütün işi yapan binlerce işçi (kısır, dişi). Çoğu zaman, insanlar kraliçe arıya kovanın içindeki lider der, ayrıca kovan içindeki bir hiyerarşiden bahsedildiğini de duyabilirsiniz. Ama gerçekte, benim algıladığım kovan, kollektif, herkesin ne yapacağını bildiği ve birlikte güzel bir şekilde yaptığı yer. Kraliçe daha fazla arı yapmak için yumurtlar. Erkeklerin esas işi başka bir kovandaki kraliçe ile çiftleşmek ve böylece kraliçenin gelecekteki yumurtalarının üretken olmasını sağlamaktır. Ve işçi arılar kovanın içinde ve dışında bütün işleri gerçekleştirir. Arı kolonilerinin müthiş bir işleyiş sistemi vardır ve koloniler bu iş bölümü gerçekleşmezse var olamazlar. Kovan kraliçe tarafından yönetiliyor ama kraliçe de diğerlerine kendilerini koruması için bağlı. Yani diyebilirim ki kovandaki arılar arasında mükemmel bir işbirliği var.

Bir söz vardır: ‘Arılarla vakit geçirip Tanrı’yı bulamayanda bir sorun var demektir .’ Sen arılar ve spiritüel hayat arasında nasıl bir bağ kuruyorsun?
Yıllardır her sonbaharda eşim Joe ve ben Kuzey Carolina fuarında arı standında gönüllülük yaparız. Bu stand bizim lokal arı kulübü tarafından kurulur ve çoğumuz nöbetleşerek arılarla ilgili eğitimler düzenleriz. Orada camdan bir kovan vardır, canlı arılar, arı teçhizatları ve giysileri ve ödüllü bal. Biz genelde bir kaç saat arılarla konuşuruz ki, bu benim için cennette olmak gibi birşeydir. Bir yıl, yaşlı bir adam geldi ve bizimle konuşmaya başladı. O çiftçilikten emekli olmuş bir çiftçiydi, ömürboyu arıcılığı seçmişti ve ayrılmadan önce bana dedi ki: Biliyor musun, canım, eğer bir kişi arılarla zaman geçirmişse ve Tanrı’yı bulamamışsa, onda bir sorun var demektir. Ona katılıyorum. Arıların etrafında olmak gerçekten kalbime dokunuyor ve insanlar olumlu yönde değişiyor. Arıların neden bizim etraflarında olmamıza ihtiyaç duymalarını anlattığımda, sakin pozitif odaklı akışkan, hareketli , saygılı ve hürmetkar olmamız gerektiğinden bahsetmiştim. Fark ettim ki, arılarla haftalar, aylar, yıllar geçirdikten sonra bu bahsettiğim özellikler beni çok değiştirdi. Anladım ki, arıcılık benim hayatımdaki kutsal pratiklerden biri haline geldi. Ayrıca fark ettim ki, arılarla birlikte iken katettiğimiz yol pek çok ruhsal öğretinin bize öğrettiği yola benziyor.
Yıllardır arıcılık yapan arıcılarla tanıştığımda, onların bir tatlılık ve iyilik hallerine sahip olduğunu gözlemliyorum. Bence bu arılarla vakit geçirmekten ve onlara bakmaktan kaynaklanıyor. Bu sanki gizli bir anlaşma gibi ve bunun bir parçası olduğum için kendimi çok şanslı hissediyorum. Bu arıların gizli yolu dediğim alanda, konuşmam ve öğretmem isteniyor. 2015 ‘te bu konuda holybeepress.com da yayınlayacağım 5 online seri olacak çünkü bu konuda çok talep var.
Son yıllarda arıcılığa ilgi gösteren kadınların sayısında bir artış gözleniyor. ‘Arılar ve kadınlar arasında güçlü bir bağ var ‘ diyebilir miyiz?

Dikkat ettim ki, 2006 yılında arı kolonilerini vuran rahatsızlık baş gösterdiğinde ve pek çok arı öldüğünde o zamana kadar karşılaşılmamış sayıda kadın arıcılıkta kendini gösterdi. Benim inancıma göre kadının tepkisi yardım etmek ve arıları beslemekti. Ticari değildi ama yaşanan krize bir cevaptı ve yardım etme isteğiydi. Bu sırada erkek arıcılar da gördüm ama. Benim bildiğim bir kaç ticari arıcı var. Genellikle bizim önceliğimiz arıların iyi olması. Çoğu kadın arıcı kimyasal kullanmıyor. Arılardan hasat yapabiliyorlar ama daha çok dikkatli bir paylaşımda bulunuyorlar ve bizim arılara sahip olma isteğimiz daha çok yardım etme ve bu değerli türü koruma isteğinden geliyor.

Ve pek çoğumuz, uzun vadede arıların ,dünyanın , gelecek nesillerin refahıyla ilgili. Sevgili China Galland’dan bir alıntı:

‘Bir süre kadınların hikayesiyle ve yaşadığı çevre ile yaşarsınız, barışı, ruhsallığı, topluluğu birbirinden ayıramayacağınızı fark edersiniz. Kadın olarak toplulukta lider olmayı öğrenmeliyiz, sadece kendimiz için değil bütün insanlık için. Gelecek nesiller için benzerliğimizi desteklemeli ve korumalıyız.’

Görüyorum ki , daha çok kadın arıcılık yapmak için harekete geçiyor, arılar hakkında öğretiyor , konuşuyor, arıların savunmasını yapıyor ve bu arılar için ve gezegen için güzel bir şey. Benim kendi hayatım bunları önermekle geçiyor, ben buna benim Tanrı-Arı yolum diyorum.

Seminerlerinde bir arıcının arılarla çalışırken sakin olması gerektiğinden bahsetmiştin. Senin sakinliğinin bozulduğu, panik durumuna girdiğin bir an oldu mu? Ve bu durumu nasıl çözdün?

Evet, söylediğim gibi, arıcılık alçakgönüllülük ister. Bundan yıllar önce, arıcılıktaki ilk yılımda,
ilk dokuz arı sokmasını hatırladım. Diğer iğneli böceklerden farklı olarak, arılar soktukları zaman ölüyor. Arıların etrafında bulunarak çok dikkat etsem de böyle üzücü bir sona sebep olmak beni üzdü. Soktukları zaman iğneleri deride kalıyor, ve bu etkiyle vücutlarının arka kısmı ayrılıyor. Diğer böcekler ise soktukları zaman hala canlı kalabiliyor. Bu yüzden diğer böceklerden korkulur, bal arıları ise suçlanır. Serinkanlı olamadığım için ya da çok hızlı hareket ettiğim için arıların ölmesi beni çok üzdü. Halbuki arılar sadece gerçekten tehdit edildiklerini hissettiklerinde sokarlar ve insanlar arının üstünde bulunduğu çiçeğe basmazlarsa sokulmazlar. Bu tür sokma genelde yüzeye yakın olan yaban arıları tarafından yapılır. Arıcılar bal arıları tarafından daha çok sokulurlar.

Arıcılar arasında el bölgesinden sokulmak oldukça yaygındır, arılar hoşnutsuzluklarını bu şekilde insanlara anlatırlar. Arıcılar sokuldukları için eklem iltihabı onlarda az görülür. Ayrıca benim bir arkadaşım kansere karşı arılarla iğne terapisi yapıyor.

Evet, ben de arılar tarafından sokuldum. Kendime hep hatırlatıyorum, arıların olduğu alanda bulunduğumuzda, sakin, pozitif ve saygılı olmalıyım. Onlara her zaman minnettarım, onlar benim en iyi öğretmenim.

Bu kez de tüketiciler tarafından sormak istiyorum. Bir tüketici satın aldığı balın doğal olup olmadığını nasıl anlayabilir? Bunun için belirli ipuçları nelerdir?

Bu soruya tüm dünyada satılmaya başlanan ve “funny honey” (eğlenceli bal) denen sahte bal hakkında konuşarak cevap vermek istiyorum. Birleşmiş Milletler tarafından yayınlanan 2012 yılının FAO (Yemek ve Tarım) raporunu okudum, Çin’in tüm dünyada birinci üretici olduğu yazıyor. Çin hakkında bildiğim, büyük bir ülke ve eminim iyi ve saygın bal üreticileri vardır. Aynı zamanda bu ülke bizim ‘eğlenceli bal’ dediğimiz sahte balıyla meşhur. Bir çok eğlenceli bal Çin’den çıkıyor ve dünya pazarına gidiyor. Bu ürün, katkı maddeleri, genellikle yüksek fruktozlu mısır şurubu ve bazen de renklendiricinin çok az miktar bal ile karıştırılması ile yapılıyor.

İnsanlar bana ‘bir balın iyi kalitede olduğunu nasıl anlayacağız diye sordukları zaman onlara arıcınızı mutlaka tanıyın ve mümkün olduğu ölçüde yerel balları alın, en azından güvenilir bir kaynağın tavsiye ettiği balı alın’ diyorum. Yerel arıcıdan ve yerel marketlerden bal temin etmek benim tercihimdir. Ama bu durum her zaman mümkün olamıyor. Etiketteki bal üreticisinin adına, telefon numarasına ve internet sitesine bakmanızı tavsiye ederim. Onları aramaktan ve balları hakkında soru sormaktan çekinmeyin. Çoğu arıcı bundan mutlu olur, gurur duyar hatta çok konuşarak başınızı şişirebilir. Ayrıca Türkiye’de arıcıların ballarını etiketlemeden önce test eden çok sayıda arıcı birliği ve federasyonu var.

Balın üzerinde bir yerde “paketlendiğini” bildiren bir ifade varsa, bu beni endişelendiriyor. Bu çeşit balları almadan önce bir araştırma yapmak gerekir çünkü bu bal Amerika’da paketlenmiş olup Çin’den geliyor olabilir. Dolayısıyla arı üreticinizi sorgulayın, en azından araştırma yapın ve soru sorun.

Ve son olarak, balı araştırdığım zamanlarda ve arıcılarla balları hakkında konuşmalarımda, balın ısıtılıp ısıtılmadığına, pastörize olup olmadığına, bir şeyin eklenip çıkarılmadığına ve arıların kimyasal muamele ile karşılaşıp karşılaşmadığına bakıyorum. Bal filtrelenmiş olabilir ama ısıtılmasına karşıyım. Bir çok ticari bal ısıtılmıştır, bunun bir sebebi balın likit halde uzun süre kalmasını sağlamaktır. Bütün ballar kristalize olur, ama bazıları daha hızlı kristalize olur. Bu balın bozulduğu anlamına gelmez, balın kalitesi hala iyidir. Şekeri zamanla kristalleşmesi doğaldır. Likit bala ulaşmayı tüketiciler daha fazla isterler ama bu balın kalitesinin iyi olduğu anlamına gelmez. Bir çok ticari bal, insan vücudundaki kanın sıcaklığı kadar olan “bal kovanı sıcaklığı” nın üzerinde derecede ısıtılır. Bu durum içindeki enzimlerin, balın güçlü ve sağlık verici olmasını sağlayan elementlerin ölmesine yol açar.

Bir de bal çeşitleriyle ilgili bir soru sormak istiyorum. Dergimiz okuyucularına çocukların gelişim dönemlerinde özellikle tüketmelerini önerdiğin bir çeşit var mı?

Amerika’da ve Türkiye’de yetişen ballar birbirinden farklı olduğu için bu soruyu yerel arıcılara
sormanız daha iyi olabilir. Ama şunu söyleyebilirim ki, çam balı ve kestane balı, Türkiye’de oldukça özel ve şifalı. Kestane balı vitaminler, mineral ve demir içeriyor. 2013 yılında Karadeniz’de bir profesör bu bal hakkındaki çalışmalarını bizimle paylaşmıştı. Araştırmalar gösteriyor ki, bu bal anti bakteriyel, virüsleri ve tümörleri önleyici, yanmayı azaltıcı, antioksidan ve kanser tedavisinde kullanılıyor. Çam balı da oldukça şifalı ve şaşırtıcı. Umut ediyorum ki, Türkiye’de herkes bu ballara sahip olsun ve balların sağlık verici özelliğinden yararlansın.

Farklı kültürler hasta çocuklara bal verilip verilmemesi konusunda farklı görüşlere sahipler. Bazı insanlar bir yaşından küçük çocukların bal tüketmemesini öneriyor, özellikle Amerika’da bu tavsiye ediliyor. Ancak bu durum ülkeden ülkeye farklılık gösteriyor. Fransa’da konuştuğum arıcılar buna inanmıyorlar. İzlediğim bir belgeselde, yeni doğanların damaklarına koruyucu olsun diye bal sürülüyordu. Ben şahsen çocuklara bal verirken balın filtre edilmemiş, işlemden geçirilmemiş, doğal olmasına dikkat ederim. İyi diyet, aile ve arkadaşlıklar, iyi ilişkiler, temiz su ve hava yanında iyi bal da sağlığı destekleyici nitelikte.

Peki çam balının Türkiye için önemi nedir?

Dünya çam balının %90’ı Türkiye‘de üretiliyor, daha çok Ege bölgesinde. %10’luk kısmı da Yunanistan’da üretiliyor. Diğer ballar bitkilerin nektar kısmından üretilirken, çam balı farklılık gösteriyor. Çam balında arılar bitkilerin nektarını değil, yapraklarında bulunan özsuyunu topluyor. Bu özsu aslında nektara benzeyen bir madde ama bir yaprak bitinin salgısından elde ediliyor. Yaprak biti ağacın kabuğunu deliyor, içindeki özlü kısmı yiyor ve şeker salgılıyor. Bu şeker yaprak bitlerinin vücudundan nektara benzeyen sıvı damlalar ya da çiğ taneleri gibi çıkıyor ve bunlara özsuyu (honeydew) deniyor. Arılar bu özsuyunu çiçeklerin nektarını yedikleri gibi yiyorlar ve bunu bala dönüştürüyorlar.

Arkadaşım Alper Kuyucu, diğer balların yanı sıra çam balı da üretiyor. Bana bahsettiği bir bilimsel araştırmada, çam balının kemikleri güçlendirdiği kanıtlanmış ki bu kadınlar için iyi haber. Bütün doğal ballar gibi çam balının da şifa verici özelliği var (Mineral, vitamin deposu olması, anti bakteriyel ve antibiyotik olması). Amerika’da böyle bir bala rastlamamıştım.

Son olarak eklemek istediğin bir şey var mı?

Dünyada iyi arıcıların olması önemlidir ama iyi arıcılar kadar önemli olan başka bir şey de arının kıymetini bilenlerin olmasıdır. Bal arılarını desteklemek için bitkiler ekebiliriz, bahçelerimizi ilaçlamayabiliriz, çevre dostu seçenekleri tercih edebiliriz, yerel balları alabiliriz, zararlı kimyasalların kullanımını yasaklayan kanunların destekçisi olabiliriz, ve arıya dünyada yaptıkları için teşekkür edebiliriz. Ayrıca çocukları bilgisayarları ve cep telefonlarını bırakıp doğada daha fazla zaman geçirmeleri için teşvik edebiliriz. Böylece doğaya olan ilginin nesilden nesile geçmesini sağlayabiliriz.

Ekim ayının sonunda Toplum Gönüllüleri Vakfı, Yonca Tokbaş ve Türkiye’de arıcılık yapan arkadaşım Alper Kuyucu ile birlikte Şirince’de ‘Bee Love, Be The Love’ (Arı Sevgisi, Sevgi Ol) projesini gerçekleştirdik. Burada amacımız üniversite öğrencilerine arıcılığı öğretmek değil, arıların kıymetini bilmeyi öğretmek ve ilham almalarını sağlamaktı. Bu kampanyaya arı sevgisi, sevgi ol kampanyası adını verdik, sonunda asıl ilgilendiğim de buydu. Başka birine uzanan bir sevgi ki bu iki ayaklı dört ayaklı, kanatlı olabilir, bu dünyanın nimetleridir. Modern zamanlarda dünyanın nimetlerini bazen unutuyoruz. Arılar her zaman bizim içimizdeki en iyi tarafımızı ortaya çıkarıyorlar ve bize gerçekte kim olduğumuzu hatırlatıyorlar. Ben bu işi yaptığım için her gün çok şanslı olduğumu hissediyorum ve bal arılarına şükrediyorum.

(Kids& Gourmet Dergisi , Ocak 2015)

0 thoughts on “Debra Roberts İle Arılar, Kadınlar ve Çocuklar Üzerine

  1. aysegulguzel

    yüreğine sağlık Işıl’cım, çok güzel olmuş. bir ara seninle konuşmak istiyorum aslında. hazır bal ve arı cennetindeyken ben de bu bilgeliğe ucundan dokunmak istiyorum ancak Ender kuzusu ile nasıl olur, neye ihtiyacım olur, ne kadar zamanımı alır vs. vs bir dolu sorum var. Bir ara önerilerini duymak isterim 🙂 Konuşalım canımcım. Sevgiler.

    Reply

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir