Ceviz Ağaçları, Arılar Ve Köy Havası

DSC_0069

Yol devam ediyor. Ege’ye inmeyi planlarken vazgeçiyorum ve Bursa üzerinden Bilecik’e geliyorum. Malum buralara henüz bahar gelmedi ve merak ediyorum kış koşullarını . Burası Bilecik’in Kurşunlu Köyü, Bedriye Berber Engin ve Eşi Celil Engin’in yanındayım. Kurşunlu Köyü, 1930 yılında, daha çok Bulgaristan’dan göç edenlerle kurulmuş bir köy. Yaklaşık 120 hane var , başlıca geçim kaynakları tarım, maalesef hayvancılık biraz geride kalmış. Bedriye Abla da Celil Ağbi de bu köyde doğmuşlar, arıcılık, sebze ve meyve işleri , bahçecilik uygulamaları yapıyorlar. TaTuTa’ya aday olan çiftlik, aynı zamanda ‘Kampa Gidelim Mi Baba? ‘ projesine de ev sahipliği yapmış. http://www.kampagidelimmibaba.com/anasayfa/gittik/item/206-bedriye-engin-ile-koy-yasami-deneyimi

Kurşunlu Köyü, temiz ve sert havası ile beni karşıladı. İşin güzel tarafı, gelir gelmez Halk Eğitim’in düzenlediği arıcılık kursuna katıldım misafir olarak. Bir sürü şey öğrendim hem de : ‘Söğüt yapraklanmadan arılar kışlıktan çıkarılmaz.’ ,’Erik çiçek açmadan kovan açılmaz’ Eskiden sanırdım ki, arıcılık öğrenmek için sadece hasat zamanı arıların yanına gidilir, oysa yılın her dönemi kovana dair yapılacak işler var. Biz de ilk iş günümüze çerçeveleri temizlemek ile başladık zaten bir arıcının yanında işi öğrenmeye niyet edersem günlük konuşmalarla da pek çok bilgiyi alabildiğimi  fark ettim. Dikkat ettiğim, Bedriye Abla ve Celil Abi’nin balı krem şeklinde tükettikleri, sıvı değil. Çam balı haricinde bütün ballar donarmış, oysa eskiden donan ballara karşı ne kadar ön yargılıydım. Güneşli bir günde Celil Abi kovanı açtı, ama bu yazıda arılı fotoğraf yok, çünkü içeriye gidip kameramı bulmak yerine kovana bakmayı tercih ettim. Kovan açılınca büyüleniyorum, kilitlenip kalıyorum. Şimdi de hava bulutlu o yüzden fotoğraflar başka bahara kaldı. Zaten fotoğraf yerine gerçeğini görmeniz şiddetle önerilir. 🙂 Burası arı florası için oldukça uygun , hem dağlar ıhlamur ve kızılcık dolu, hem de farklı çiçek türleri mevcut.

Aslında, burası bir yarı dağ köyü. Bir tarafı dağ, bir tarafı ova. Bedriye Abla denizi özlemediğini söylüyor. ‘Biz çocukluğumuzda, bahçelerden serbestçe erik ve çağla toplardık. Ceviz almazdık mesela, ama çağla da erik de çocukların hakkıydı sanki ve kimse bir şey demezdi.’diyor.

Köyde her evin önünde bir çiçek bahçesi var, bu bahçecilik adeti Bulgaristan’dan geliyormuş.Sebzeleri ise evin arka tarafına ekerlermiş. Ben de çapalama, gübre taşıma, çiçeklerin diplerini açma gibi uygulamalar yaptım. Topraktaki solucanlarla muhattabtım mesela, onlarla oynadım . Bana yaz tatillerinde gittiğimiz köyümüzü, çocukluk zamanlarımı hatırlattı. Aklıma bir soru geldi, ‘Acaba’ dedim, ‘Şehirde betonların arasında büyüyen çocuklar da , solucanları sever mi?’

Dağ yamacına kurulmuş yerleşim merkezlerini seven biri olarak diyorum ki, Kurşunlu Kayası çok heybetli ve varlığı güven veriyor. Köyün yukarısında büyük bir meydan var, burada Hıdrellez çok şenlikli geçermiş, hatta diğer köylerden de gelirlermiş. Sarı şakayık topladık sonra ama eve gelirken bıraktık çünkü inanışa göre eve sarı şakayık girerse o evdeki tavuklar yumurtlamazmış. Aşıklar çeşmesine gittik, demişler ki aşık olan üç yudumdan fazla içemezmiş. Çoban Mehmet Aga ile karşılaştık sonra, sürüsünü su içmeye götürüyordu. Çok özendim, koyun ve keçilerinden olan bir sürüsü vardı. ‘Mehmet Ağa’ dedim, ‘ne güzel, ben de çoban olmak istiyorum, ne yapmalıyım?’
-‘Ne güzel kızım, emekli olunca yaparsın işte’ dedi.
-‘Ama’ dedim, şimdi yapmak istiyorum.’
-‘O zaman kendine bir çoban bey bulacaksın!’
kurşunlu

Buradayken farkına vardığım başka bir şey, Bedriye Ablalar mümkün olduğunca kendi ürettiği ürünleri tüketiyor ve bu durum beni çok özendiriyor. Ürettiğimizi tüketsek sadece, üretemesek bile, küçük üreticilerle iletişime geçip sağlıklı ve gerçek gıdaya ulaşsak ne güzel olur. Şehirli olanlar olarak bizlerin, büyük marketler yerine küçük üreticilere ulaştığı, onları desteklediği ve böylece üretimi güçlendirdiği bir yakın gelecek hayal ediyorum.

Kurşunlu Köyü ceviz ağaçlarıyla,arılarıyla, açmaya hazırlanan çiçekleriyle,köylülerin cana yakınlığıyla ,sessizliğiyle farklı bir dünya. Biraz yukarı çıkıp Kaya’ya yaklaşınca, tepeden köye bakınca gerçekten film seti gibi duruyor. Orada, çok da uzak olmayan bir yerde, duru enerjisiyle capcanlı bir köy var ne mutlu… Kurşunlu’yu özleyeceğim, bunu biliyorum.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir