Blogumun Adı 'Hayat Günesin Altında Bir Oyun' Simdi Bir Etkinlige Dönüşüyor :)

nöbetçi son

Ne zamandır iki yıllık yolculuğumu özetleyen bir etkinlik yapmayı planlıyordum, dostlarla, yola çıkmayı planlayıp da cesaret (!) edemeyenlerle, konuşalım, paylaşalım niyetiyle. ‘Hikayelerini dinlemek istiyoruz’ diyen pek sevgili arkadaşlarıma anlatamıyorum, İstanbul’a gelince bir araya gelemiyoruz diye üzülüyordum. Dilerim ‘Hayat Güneşin Altında Bir Oyun’ buna vesile olur, yazılarımı birleştirdiği gibi bizi de birleştirir.

Etkinliğin Facebook’taki metni şöyle:

Türkiye’deki ekolojik çiftlik ziyaretlerine ilk başladığımda yazı yazmam ve oralarda neler olup bittiğini anlatmam yönünde arkadaşlarım talepte bulunuyordu. Paylaşmak güzeldir, benim gibi gezgin olan sevgili arkadaşım Rüzgar Yolgezer blog açmama yardım etti ve ben yazmaya başladım. Az gittim uz gittim, çoğunlukla da yazdım. Blogumun ismini Pavese’nin bir cümlesinden esinlenmiştim: ‘Hayat Güneşin Altında Bir Oyun’* Kalbimin çağırdığı yerlere gittim, çoğu kez oyun gibi yaşadım, yazmak da pek keyifli oldu, sıra geldi söze. Güneşin altında keşfettiğim oyunlar ‘beni anlat’ diye kulağıma fısıldıyor. Zaman geçiyor, oyunlar hikayeye dönüşüyor, ben de bir hikaye anlatıcısına. Şimdi İstanbul’da bir eylül akşamında sizi hikayelerimi dinlemeye davet ediyorum, ne dersiniz?

*‘Tüm yaşam’, diye düşünüyorum böylesi sabahlarda, ‘tüm yaşam güneş altında bir oyun’

Işıl Kayagül, 2013 yılı yazında eğitimci kariyerini bırakarak gezginlik kariyerine başladı. Marmara- Ege- Akdeniz bölgelerinde çiftliklerden başlayarak köydeki aileleri ve şehirden göçen toplulukları ziyaret etti, gönüllülük yaptı. İki yıl boyunca zeytinden bal hasadına, saman ev yapımından inek sağmaya kadar farklı deneyimler kazandı. Yol bu belli mi olur? Bir bakmış masal diyarında, Şahmaran’ın yanında ; bir bakmış Çamtepe’de haikular dünyasında. Blog yazıyor, fotoğraf çekiyor, hikaye anlatmayı seviyor. Başka Bir Dünya’nın mümkün olduğuna inanmış durumda . İlerleyen dönemlerde topraktan doğrudan üretmeye, daha çok şarkı söylemeye ve dans etmeye niyet ediyor.
Bu etkinlik armağan ekonomisine dayanıyor. Katılım için herhangi bir ücret belirlenmedi, bir armağan kutumuz olacak ve gönlünüzden geçen miktarın tamamı destek çağrısı yapan Nöbetçi Kültür Kafe ye bırakılacak.

Nöbetçi Kafe:

Şair Nedim cad. Çatal Mektep sok 2/1c, 34000 Beşiktaş, İstanbul
Tel:0212 2272818
3 Eylül Perşembe 20.00-22.00
Bekleriz 🙂

Bir Varmış, İyi ki Varmış *

MASAL

Evvel zaman içinde, kalbur** saman içinde sarı başlıklı bir kız varmış. Sarı başlıklı kız, az gitmiş, çok gitmiş dere tepe düz gitmiş, bir gün  sarı kantaron çiçekleri arasında yürürken  tepede altın sarısı bir ev görmüş.  Duvarları altın sanmış önce, yaklaştıkça anlamış, altın sandığı şeyler birer saman balyasıymış meğer ! Evin etrafında bir sürü insan varmış, bir de hummalı bir çalışma ! Bir kısım samanları taşıyarak duvar örüyormuş, diğerleri toprak eliyormuş, diğer bir grup toprak ile kumu karıp sıva yapıyormuş. Havuzun içinde toprağı karıştırmak öyle eğlenceliymiş ki! Hele o sıvayı samanların üzerine yedirdiklerinde , ev sanki masallardaki çikolata evi andırmış.

-‘Aaaa çikolata ev! ‘ diye bağırmış şaşkınlıktan ,sarı başlıklı .kız. Toprağı ekip biçen görmüş de, topraktan ev de ne demekmiş?

-‘Neden şaşırdın küçüğüm? demiş bir yandan toprak eleyen yaşlı adam.Toprak bazen yediğin aşına yatak olur, bazen de sıva olup haneni sarmalar.’

Kızın şaşkınlığı bununla kalmamış, orada güneş başka batar, ay başka doğarmış.  Ayın ışığı o kadar parlakmış ki, gece sarı başlıklı kıza bir çok kez pencereden görünür, onu  uykusundan uyandırırmış. Orada yemekler beraber pişirilir, beraber yenirmiş. Akşam yemekten sonra çember şeklinde oturulur, müzik yapılıp hikayeler anlatılırmış. Sarı başlıklı kız, bir akşam gün batımında açan çuha çiçeklerini seyretmeye koyulmuş.- Belki bilirsiniz, çuha çiçekleri gün boyunca solgun dururken, güneşin batışında bir kaç saniye içinde açıverirler.-

-‘Mucize bu’ diye içinden geçirivermiş ve onu o anda açmakta olan çuha çiçeği yanıtlamış:

-‘Yolculuk halindeysen, bir mucizenin içindesindir tatlım.’

-‘Peki’ diye sormuş çuha çiçeğine,

-‘Sen ve diğerleri, nasıl bu kadar iyimser olabiliyorsunuz,   Polyanna gibi her olanın iyi tarafını görme neden, bu kadar kötülük varken, hem masallarda hem yeryüzünde?’

-‘Canım sarı başlıklı kız’ demiş çiçek, ‘Bu bir görmezden gelme değil, insanların aydınlık tarafını da karanlık tarafını da gayet iyi görüyorum.Bu sadece, aydınlığa yönelirsen o tarafın güçleneceğine dair bir his.’

-‘İnsanların aydınlık tarafları’ diye içinden geçirmiş kızımız , bunu hatırlayacağım.

İlerleyen günlerde,toprak sürekli değişmiş, sebzeler büyüyormuş, meyve ağaçları meyve vermek için can atıyormuş. Sarı başlıklı kız, o an bir masalın içinde olduğunu hissetmiş ve buna şükran duymuş.

-‘Bir masalın içindeyim’ demiş içinden ve güneşi selamlamış, ormana karşı en sevdiği şarkıyı çalıp dans etmiş sonra meyve ağaçlarını, mısır tarlalarını , toprak evi ardında bırakarak tekrar yola koyulmuş.

*Bu masaldaki kişiler ve olaylar hayal ürünü değildir.

**Kalbur tahıl elermiş , toprak da eler mi acaba?

***Bana bu resmi çizen ve hep masalda olduğumu anımsatan Esen’e  teşekkürlerimle