Yeni Hayat

Bazen aklıma eski hayatım geliyor. Hep köyde bayırda değildim ben, dokuz yıllık kurumsal hayat geçmişim var. Birkaç yıl önce idi, o zamanlar çalıştığım şirket  ‘tayin’imi İstanbul’un başka bir semtine çıkarmıştı. Yeni çalışacağım yer evime o kadar uzaktı ki- sadece gidiş bir saatten fazla-, içten içe sinirlenmiş, evime yakın birçok şube varken bu uzaklığın sebebini anlayamamıştım. Bir gün yorgunluğun da etkisiyle bayılacak gibi oldum metroda, soluğu genel müdürün yanında aldım. Kararım kesindi, istifa edecektim, madem bana değer vermiyorlardı, benim de kurumda durmamın bir anlamı yoktu.

O gün, tam istifa ediyordum, işi bırakıyordum ama kader ağlarını başka türlü ördü. Bana derece grubunun öğretmenliği teklif edildi, işi bırakmamam için. Derece gurubuna öğretmenlik yapmak, o zamanın en prestijli durumlarından biriydi. Alanında derece yapmış öğrencilere öğretmenlik yapacaktım ve açıkçası bu bir öğretmen için çok iyi bir teklifti bence. Böylece İstanbul’un iyi okullarından gelen pek çok öğrencim oldu.  Galatasaray’dan, Kabataş’tan, daha pek çok okuldan bir sürü başarılı öğrenci. Hatta bir kere kendime şöyle demiştim: ‘Zekayı gördüm! Evet, somut olarak gördüm!’

Ama durum mutlu sonla bitmiyor. Derslere başladık başlamasına ama test kitapları bütün mutluluğumuza engeldi. Sürekli bir yarış hali vardı öğrencilerde, hem kendileriyle, hem diğerleriyle. İki saatlik uyku ile duran, yine de dersi kaçırmamak için derse gelen ama karşımda ızdırap çeken öğrenciler. Benim de bilinç altıma nasıl işlediyse, ders haricinde sanattan ya da başka bir konudan bahsedince kendimi kötü hissediyordum, sanki öğrencilerin zamanlarını çalıyormuşum gibi… Oysa makine değildik ve bizim de nefes almaya ihtiyacımız vardı.

Çoğu iyi üniversitelerin iyi bölümlerine yerleşti ama lise hayatlarının çoğunu test kitaplarıyla geçirdiler, biz öğretmenlerin de hayatımızı devlet memuru olmak için KPSS kitaplarıyla geçirmemiz gibi. Peki koşmasak? Yarışmasak ? Kitaplar elbette önemli de azcık da ağaca böceğe baksak? Arılara? Yavaşlasak? Alternatif eğitim mi deriz adına, başka bir şey mi bilemiyorum şimdi ama keşke hayatı öğrensek hep birlikte.

Şu anda 800 rakımlı bir köydeyim. Bugün dağların üzerinden bir sis bulutu bizim köye yaklaştı yaklaştı ve bütün köyü kapladı. Bulutun yaklaşmasını, her yeri kaplamasını ve uzaklaşmasını bütün aşamaları ile gördüm. Belgesel gibiydi, otuz kusur yılı aşkın hayatımda ilk defa yakından seyredebildim. Binalara hapsolmadığım için şükrediyorum. Kırlara bakıyorum, yirmi günde çiçekler değişiyor, bazıları kayboluyor, yerine yenileri açıyor. Çoban geliyor sonra sürüsüyle, koyunlar afiyetle yiyorlar otları. Ne yalan söyleyeyim, film seyretmeye ihtiyacım yok, çünkü ben bir filmin içinde gibiyim, çok şükür. Bazen eski hayatım film gibi geliyor gözümün önüne, hayret ediyorum. Ve ne yalan söyleyeyim, şehri de özlüyorum, sanatı, aktiviteleri, arkadaşlarımla bir arada olmayı, süslenip dışarı çıkmayı. Hiç makyaj yapmayalı dört ay oldu ve bu benim için çok farklı bir şey. Tüketimimi kısıtladım, sırt çantasında yaşıyorum ve şu an bir dağ köyünde kalıyorum. Beş sene önce bana böyle bir hayat yaşayacağımı söyleseler hiç inanmazdım.

Yol devam ediyor. Bazen eğlenerek, bazen zorlanarak. Ne mutlu devam ediyor. Hayatın altını üstüne getirmek güzel, hem akışına bırakmak, hem de ‘ne olacak benim halim ya!’ demek. Yeni karşılaştıklarıma hayret etmek, geride bıraktıklarımı özlemek güzel. Kendine yeni dünya yaratmanın güzelliği bu, bakalım yol nereye çıkacak. Devam mı edecek yoksa ‘Dur artık Işılım!’ mı diyecek? Ne istediğim kadar ne istemediğimi de görebilmeye, yeni hayatımı mutlu inşa etmeye niyet ediyorum. Aslında çoktan başladı.

İyi şanslar dileyin 😉

Isırgan otları, Mürver ve Düğün Çiçeği Üzerine

mürver bitkisi
mürver ile tanıştırayım

Bitkiler ile aranız nasıl? Sadece para ile satın aldığımız , markette pazarda satılan bitkileri kastetmiyorum. Hani şu yoldan geçerken farkına varmadan üstüne bastığımız ısırgan otları, karahindibalar, papatyalar ile? Ya çoban çantaları? Yapraklarına dokunur musunuz hiç, bakar mısınız nasıl yaşam kuruyor kendine, nasıl barınıyor; büyürken arkadaş, yoldaş arıyor mu yanına, yoksa kimseyi istemiyor mu?

Benim farkındalık sürecim geçen yıl ilkbaharda başladı. Egenin otlarını görünce şöyle düşünmüştüm: ‘İnsan aç kalmaz , yaşamını rahatlıkla sürdürebilir bunlarla ’Bakış açım değişmeye başladı yavaş yavaş, sadece kaldırıma değil, kaldırımın kenarındaki otlara da bakmaya başladım. Bir müddet sonra da ‘Bu nedir?’ sürecim başladı. Gittiğim bölgelerdeki bitkilerin özelliklerini öğrenmek istedim mümkün olduğunca. Bazı bitkilerin fotoğrafını çekip, adını öğrenip, kitaptan araştırma sürecim başladı.

Şaduman Karaca ile  karlı bir bahar gününde tanıştım.  Nisan ayında İstanbul’da hava günlük güneşlikken  Sakarya Pamukova’da bitki inceleme gezisine gitmiştik. Araziye gittikten  sonra  karla karşılaşmak hoş bir sürpriz olmuştu bize. Ben ‘Bu havada nasıl bitki inceleyeceğiz, uzun mesafede nasıl yürüyeceğiz?’ diye düşünürken O çoktan karlı yüzeyi  ayıklayıp bitkilere kavuşmuştu bile. Küçük grubumuzla gün boyunca  yürüdük, bitkileri fotoğrafladık , isimlerini öğrenmeye çalıştık.

11 Nisan, Sakarya

BAHAR VE KAR

İkinci karşılaşmamız ise mayıs ayında İstanbul’da oldu. Yeryüzü Derneği’nin katkıları ile İstanbul’da bitki yetiştiriciliğini geliştirmek amacıyla‘Bütüncül Tıbbi Bitki Yetiştiriciliğine Giriş’ kursu düzenlendi. Şaduman Hoca, Almanya’da doğal tıp uzmanlığı eğitimi almış, homeopat, Türkiye’de 2006 yılından beri çeşitli seminerler düzenliyor. Bugünlerde Türkiye’de bitki yetiştiriciliğinin gelişmesi için eğitimler veriyor. Bitki Yetiştiriciliği ; doğayı korumak, tek tip yerine çok çeşit bitki yetiştirmek, yetiştirici ve bitki arasında doğrudan bağ kurulmasına destek olmak için önemli bir adım. Ayrıca kullanılmayan tarım arazilerinin değerlendirilmesi ve biyo çeşitliliğin arttırılması için bitki yetiştiriciliği kurtarıcı olabilir.

3-001

Eğitim boyunca fark ettim ki, bir bitkinin özelliği, kullanım alanları çalışılırken aynı zamanda kadim bilgilere de ulaşılıyor, yüzyıllar boyunca gelen inançlar ,hikayeler,masallar gün yüzüne çıkıyor. Arazide bir bitki görüyoruz sonra hemen aklımıza o bitki ile ilgili bir türkü geliyor, işin içinde hem sosyoloji, hem etnografya var.

Bitki yetiştiriciliği eğitiminin başlıca temaları şunlardı :

-Fitoterapi nedir?

-Bitki yetiştiriciliği yapılacak arazi hangi özelliklere sahip olmalıdır?

-Bitki yetiştiriciliği yapmak isteyen kişinin uyması gereken kurallar nedir?

-Tıbbi bitkiler nasıl yetiştirilmelidir?

-Bütüncül Bitki Yetiştiriciliğini tercih etmemizin nedenleri nelerdir?

-Bitki Yetiştiriciliğinde neler yapılmalı, neler yapılmamalıdır?

8

Bu sorulara cevap ararken eğitimin ortalarında uygulamalı bir geziye, Düzce’nin Saz Köyü’ne gittik ki, orası beni en çok etkileyen yerlerden biri oldu. İlkbaharın gelişi, komar yapraklarının açması, yaprakların ormanın içinde pembe ile mor rengi bir karışıma bürünmeleri, kendimi masal diyarında hissetmemi sağladı. Veba otunun yaprağı şapkam, ağacın dalları asamdı. Biraz daha dursaydım kesin orada bir masal yazmıştım ve anlatmıştım. Köyde mürver ağacının çiçeğini ve ısırgan otlarını topladık ve arazi incelemesi yaptık.İlk kez gördüğümü sandığım- belki daha önce yanından geçtim de farkında değilim- Mürver ağacına bayıldım.

düzce, saz köyü
Işıl masal diyarında
Komar yaprakları açtı
Komar ne güzelsin!

Eğitimimiz boyunca tıbbi bitkilerden örnekler inceledik, düğün çiçekleri, papatyalar, sinirli otlar, karahindibalar…

düğün çiçeği
başlıkta bahsi geçen düğün çiçeği

İstanbul’da sınıfta yaptığımız eğitimde sabah saatlerinde Fatma Ananın Eli çiçeğini  su ile dolu bir kabın içine koyduk. İlk başta gonca halinde olan çiçek, akşam saatlerine doğru tamamen açmıştı. Çöl bitkisi tabi, suyu görünce durur mu!

13510

‘Tıbbi Bitki Yetiştiriciliğine Giriş ‘ eğitimi dört gün sürdü ve biz dört gün boyunca slaytlar, belgeseller ve arazi gezisi ile birlikte kapsamlı bir eğitim aldık. Bu eğitimde temel bilgileri aldık, sırada bitki gözlemleme, hasat , kurutma gibi işlemler var.

kursun sonunda
kursun sonunda

Ayrıca, kursun bitimini takip eden hafta Şaduman Hoca  çok güzel bir etkinlik oluşturdu. ‘Gezi Parkında Bitki Tanıma’ Bulutlu bir İstanbul sabahında parkta buluştuk. Hem şehir parklarından,  hem Türkiye’deki parklardan, parkların sahip olması gereken özelliklerden ( yürüyerek ulaşılabilir konumda olma, beton kaplı olmama- maalesef Gezi’de beton zemin ağırlıkta-) bahsettik.

gezi

Parkı dolaştık, Gezi Parkında ağaçlara baktık ve yine ben hepsinin ismini aklımda tutmaya çalıştım. Ihlamur , fıstık çamı, süs eriği , meşe , zakkum haricinde ismini hiç duymadıklarım ( Japon Kurtbağrı, Porsuk) ve daha niceleri…

porsukıhlamurbu

Bitkilerin dünyası bu günlerde beni çok meraklandırıyor. Kaldırım taşları atılsa da toprağa, aradaki boşluklardan uzanarak kendini var eden bitkiler ( bir slaytta gördüm, daracık alanda beton yığını arasından çıkmış, birbirine tutunmuş altı tür bitki vardı),kendi özelliğini insana aktaranlar (terleyen bir bitki olan ıhlamurun, içilince insanı da terletmesi) daha neler neler… Bitkilerin yaşam alanlarına saygı duyarak onlardan öğrenmeye çalışmak ne güzel olur. Hani derler ya : ‘İnsan bütünün bir parçasıdır, efendisi değil’ diye, içimde yankılanıyor sürekli . Dileğim, bitkilerle aramızdaki bağın günden güne güçlenmesi,  kadim bilgilerin unutulmaması , bitkilerin şifalarının göz ardı edilmemesi. Hatta belli mi olur, bitkilerle özdeşim bile kurabiliriz. Ben gördüm insan ile bitki arasında pek çok benzer özellik var 🙂