Tohum Okulunda Tohum Olmak

Tohum Okulunda Tohum Olmak

doga okulu 1Rüzgarın peşine takılıp giderken pek fazla yazı yazamıyorum . Tohum okulu ise günlerdir bana fısıldayıp duruyor:’Beni sevmedin mi? Beni niye yazmıyorsun?’ Sevmez olur muyum? En çok sevdiğim okullardan biri o! O halde artık yazmalıyım.

Mart ayının ortalarında Seferihisar’daki Doğa Okulu’ndaydım. Doğa Okulu, klasik okullardan farklı, birlikte yaparak yaşayarak öğrenme gerçekleşiyor. Doğa Derneği’nin desteği ile kurulmuş ve 2014 yılından beri usta- çırak kursları düzenliyor. Konu başlıkları ise pek heyecan verici : Zeytinyağı Yamaklık Okulu, Kuş Okulu, Ağaç Okulu…Bendeniz Tohum Okulu’na katıldım. Üç günlük sürecimizde tohumun topraktaki döngüsünü, doğanın içinde kendisini nasıl bir yerden bir yere taşıdığını gördük. Tohumlara dokunduk, isimlerini bulmaya çalıştık. a2 Açıkçası domatesi ve biberi biliyordum da süpürge otu tohumunu hiç görmemiştim,su kabağını da. Adını bildiklerime ve adını yeni öğrendiklerime yakın olmak pek güzeldi. Ayrıca, Hibrit ve GDO’lu tohumların yaşamımıza nasıl girdiğini, yerel pazarları, tüketici birliklerini konuştuk.

Üçüncü gün ise sahadaydık! Yükseltilmiş yataklar hazırladık ve üzerine tohum ektik. Ektikten sonra toprağın üzerini sıvazladık. Hani birbirimizin sırtını sıvazlarız ya günlük hayatın içinde, işte bu sıvazlama meğerse eskilerin toprak sıvazlama geleneğinden geliyormuş, yeni öğrendim. Toprak eledik sonra, bazı tohumların nasıl ekileceğini gördük, hatta mutlulukla yanımıza tohumlar aldık.

 

asil asuman
Yükseltilmiş yatakları ekime hazırlarken

Tohum Okulu ne dolu geçti! Üç gün değil de bir hafta gibiydi. Bizimle bilgilerini içtenlikle paylaşan Doğa Okulu’na, çantamı tohumla dolduran Can Yücel Tohum Merkezi’ne- tohumları şimdiden beş farklı bölge ile paylaştım bile-, varlıklarıyla okula içtenlik katan Gola Derneği’nden Taner ve Caner kardeşlere, telefon ile bağlanıp başka bir dünyanın mümkün olabileceğine dair içimi kıpırdatan Alakır’dan Birhan’a ve yamaklık okulundaki tüm arkadaşlarıma teşekkür ediyorum. Varlığınız ne güzel! Anladım ki biz hepimiz tohumuz ve kök salmaya başladık bile 🙂

Göç Yolları Görünür Bize

Çobanın yüz yıllık heybesi ile

Çandır köyünde Yörük kültürünü yaşatan Mehmet ve Hatice Varol’un misafiriyim. Kapıdan içeri girince beni bir Yörük çadırı karşılıyor. İçerde 100 yıllık bir gelinlik, renkli kıyafetler, yün eğirmek için çıkrıklar, çobanların yemek taşımak için kullandığı heybeler, körüklü çizmeler var. Dokunuyorum kıyafetlere, kim bilir neler yaşadılar. Genç yaşta ölüp bebelerini öksüz bırakan gelinin zülüflerini görüyorum, hikayesini dinliyorum. Bir belgeselin içinde gibiyim.

Mehmet Amca evlendikten sonra yerleşik hayata geçmiş bir yörük. Bir çadır müze yapmış, gelir beklemeden yörük kültürüne ait eşyaları sergiliyor, onları köye gelen yerli ve yabancı turistlerle buluşturuyor.Yörük olarak Çandır Köyü’ne 1300 ‘lü yıllarda gelmişler , Mehmet Amca’nın babasının dedesinin mezarı Ölemez Dağı’na defnedilmiş.Meraktayım, nasıl göçüyorlar, hastalık var, doğum var; göçe ne zaman karar veriyorlar?
-‘Kadınlar kıkırdaşmaya başladığı zaman göç vakti gelmiştir.’ diyor.
(Sonradan düşünüyorum da ; işlerin bittiği, dedikodu yapılmaya başlandığı zamanı kastediyor olmalı)
Çocukluğunda hep göç halindelermiş, bana birkaç hikaye anlatıyor.
-‘Dur Mehmet Amca’ diyorum, ‘Yazayım, unuturum bunları’
Aman canım, unutacak ne varmış anlamında gülüyor. Ses kaydı yapsaydım ya, unuttum işte!
İkisi de çok tatlı , çok hoşsohbet. Hala göç eden yörük olup olmadığını soruyorum, bana dergideki haberi gösteriyorlar. Muğla’da yapılan festivalden görüntüler…Kadınların kıyafetleri ne canlı, ne güzel…Günlük kıyafetleriymiş. Hatice Teyze içeriden bir örtü getiriyor. Dergideki kadının başını bağladığı örtünün aynısı, başıma bağlamama yardım ediyor,bir de karanfil takıyor. Yörük kızı oldum!

yörük usulü baş bağlama :)
yörük usulü baş bağlama 🙂

Mehmet Amca uzun yıllar çobanlık ve arıcılık yapmış, hayvanları çok sevdiği belli. Bu sefer de nasıl çobanlık yaptığını soruyorum, öyle güzel anlatıyor ki. Çobanın heybesi canı gibi kıymetli, çadırdan bana eski zamanların heybesini bulup getiriyor.

Çobanın ekmek torbası
Çobanın ekmek torbası

Eski zamanlarda develerle göç edilirmiş, develer çok kıymetliymiş ayrıca bir kişinin mal varlığı da sahip olduğu develerle ölçülürmüş.DSC00998
Mehmet Amcanın kalın bir defteri var, anılarını ve köyün hikayelerini yazdığı. Kitap olacakmış.
-‘Ben okul bitirmedim kızım, dilim döndüğünce anlatacağım işte’ diyor.
-‘Ne iyi yapıyorsun’ diyorum.

Yünü ipe çeviren çıkrık
Yünü ipe çeviren çıkrık

Sohbetimiz boyunca kah oba beyi oluyorum, kah çoban , kah başında karanfil yörük kadını…
Gözümün dergideki festivale takılıp kaldığını fark ediyorlar, ‘yolun bu taraflara düşerse, seni de götürürüm festivale’ diyor Mehmet Amca. Seviniyorum. Hayat ,yine ne güzel insanlarla karşılaştırdın beni!