Blogum Bir Yasında!

pasta

Bir gün blogumun olacağını hiç tahmin etmezdim. Her şey arkadaşlarımın ‘Gittiğin yerleri yaz bize’ çağrısı ile başladı. Kendi kendime yazdığım doğrudur ama ‘yol yazısı’ , ‘yer yazısı’ nasıl olurdu ki? Pek güzel oldu. Anladım ki, kafamın içinde sözcükler zaten uçuşurmuş da , kağıda dökülmeden ve paylaşmadan beni rahat bırakmazmış. Yıllar önce şöyle bir söz işitmiştim: ‘Okuduklarını yaşama, yaşadıklarını oku.’ Yaşadıklarımı okumaya çalışıyorum ben de. Bazen zor insanın kendi yaşadıklarını okuması, kolay anlaşılmıyor, bayağı kafa patlatmam gerekiyor. Bazen de satır arasına gizlenen şeyler oluyor.Olsun. Bazen de öyle güzel ki, okuduklarım tanıştığım insanların yüzünde parlıyor , yolda bana yön oluyor, güç veriyor.
Mutluyum , bana yaşadıklarımı okutan bir blogum var, iyi ki var.
Kutlu olsun

Ekolojik Bal Üzerine

tüketim birliği toplantısından sonra, edirne'de arıcılık yapan çift tarafından bilgilendirilirkenGeçtiğimiz pazar, İTÜ Ayazağa Yerleşkesi’nde ‘Ekolojik Bal Nasıl Üretilir? ‘ söyleşisi yapıldı. Topluluk Destekli Tarım projesi kapsamında Keşan’da arıcılık yapan Deniz-Onur Toka çifti sorularımızı yanıtladı.
Konvansiyonel arıcılık ile doğal arıcılık arasındaki fark nedir?
İlaç kullanmadan arıcılık nasıl yapılır?
Kovanda işler nasıl yürüyor?
Gezici olmadan arıcılık yapmak mümkün mü?
Arıcılığa nasıl başlamalı?
Arıların sağlığını tehdit eden hastalıklar nelerdir?
Bal Hasadı nasıl yapılır?

Arıcılık yapalım ya da yapmayalım, bal tüketiyorsak bu soruların cevaplarını bilmemiz gerekir diye düşünüyorum. Açıkçası üreticileri gözlemledikten; balın, peynirin, domatesin , biberin üretimine şahit olduktan sonra , çok soru sormaya başladım. Gerçekten, bal nasıl üretilir? Bir keresinde arılar için kullanılan ilacın prospektüsünü okumuştum, kovanı ilaçladıktan sonra belirli bir süre- yanlış hatırlamıyorsam bir ay – hasat yapılmaması gerektiğini yazıyordu. Peki satın aldığımız balın bu kurala uyduğunun garantisini kim verebilir? Bu durumda iki yol var: Ya güvendiğimiz üreticiden bal alacağız ya da kendi balımızı kendimiz üreteceğiz. Bir an hayal ettim, bulunduğu bölgede arı yetiştiren, hem arılara hem de çevredeki bitki florasına duyarlı bir topluluk, şehrin içinde yeşillenen bölgeler… Ütopya mı?

*Topluluk Destekli Tarım,Yeryüzü Derneği’nin yürüttüğü bir proje. Küçük köylünün ürettiği ürünleri tüketicilere doğrudan ulaştırmayı hedefliyor. Tüketim Birliği’nin her ay yayınlanan bir listesi var , bu listedeki üreticiler organik sertifikası olan ya da doğal yollarla üretim yapan kişiler.Tüketici bu yolla doğal gıdaya ulaşabiliyor ve bence en önemlisi üreticisini tanıyor. Haberiniz olsun 🙂

Arılar ve Bal Hasadı

Işıl 1 (1)Işıl 2 (1)

Son yıllarda sıklıkla sorulan bir soru vardır: ‘Satın aldığınız sütün, peynirin, etin,balın sofranıza nasıl geldiğini biliyor musunuz?’ Doğruyu söylemek gerekirse, iki sene öncesine kadar bu soruyla fazla ilgilendiğim söylenemez. Gerek yoğun çalışma saatleri, gerek hazır gıdaya anında ulaşmanın verdiği lüks( !) bu sorunun cevabını araştırmama engel oldu. Son birkaç aydır ise kendimi oldukça şanslı hissediyorum. Ekolojik çiftlikleri ve üreticileri ziyaret ediyorum, gönüllülük yapıyorum, üretim süreçlerini görebiliyorum. Bu süreçte duyarlılığım arttı. Etini, sütünü kullandığımız hayvanların meralarda yeteri kadar otlayıp otlamadığını, ne tür yemler kullanıldığını, hayvanların kötü muameleye maruz kalma risklerini sorgular oldum.

Bu yazıda size ‘bal’dan bahsetmek istiyorum. Aslında arılardan… Geçtiğimiz şubat ayında Filiz Telek’in çağrısı ile Bodrum’da iki gün süren ‘Doğal Arıcılık Eğitimi’ne katılmıştım. Semineri veren kişi Debra Roberts, Amerika’daki Asheville Arıcılık Enstitüsü’nün tasarımcısı ve koordinatörü, doğal arıcılık üzerine pek çok eğitim düzenliyor. O seminerde, arılardan sanki bireylermiş gibi bahseden, arıların hikayelerini anlatan Debra’dan çok etkilenmiştim. Seminer sırasında Debra Roberts, Datça’da ailesi ile yaşayan Alper Kuyucu’nun tekniğini çok beğendiğini, onun arılığında eğitimler düzenlediğini anlatmıştı.

Bu ay Alper Kuyucu’yu ve arılığını ziyaret etme imkanım oldu. Alper Bey, dört kuşaktır arıcılık yapan bir aileye sahip. Arıcılıkta eski ve yeni yaklaşımları sentezleme niyetinde olan Alper Kuyucu, kendi kovanlarını kendisi tasarlamış; ilkbaharda çiçek, yaz ayında kekik, sonbaharda çam balını hasat ediyor. Ayrıca yaz aylarında kovanları yaylalara götürüyor ve yayla balı da elde edebiliyor.

Güneşli bir günde, Gereme Koyu’ndaki arılara ulaşmak için yola çıktık. Yol virajlı ama manzarası çok güzel. Kovanlara yaklaşınca beni de bir heyecan aldı tabii. Şöyle bir soru sordum:

‘Arı sokunca ne yapmak gerekir, beni hiç arı sokmadı da!’

Arılar tarafından sokulmam zayıf bir ihtimalmiş, alerjik bir bünyem var ise de gereken yapılırmış. Bunu duyunca rahatladım. Alana vardığımızda ilk önce kovan dışında uçuşmalarını gördüm. Hiç o kadar arı görmemiştim! Arıcılık kıyafeti ve başlığı giydim,Alper Bey sırası ile kovanları açıp arıların durumuna baktı, hasat için uygun çerçeveleri aldı. Heyecanımın yerini giderek hayranlık alıyordu. Arılar çok fazlalar ve vızır vızır çalışıyorlar. ‘Arı gibi’ sözünün nereden geldiğini şimdi daha iyi anladım. Onlardan etkilenmemek elde değil. Alper Bey ile arılar arasında güçlü bir bağ var. Her zaman başlık kullanmıyor, ondan cesaret alarak ben de bir süre başımdaki başlığı çıkardım. Arıların bana, benim de arılara güvendiğim bir andı ve çok güzel bir histi.

Bal hasadına gelince, Alper Bey kovandan seçtiği çerçeveleri alıyor, seçilen çerçevelerin üzerindeki sırlar sıpatula benzeri bir aletle alınıyor, çerçeveler kazana koyuluyor ve içindeki balın süzülmesi için döndürülüyor.Bu süre sonunda bal kazanın altında birikiyor ve alttaki musluktan alınıp ambalajlanıyor. Bal yenmeye hazır! Ben bunları gözlerken Alper Bey arıcılıktaki yanlış uygulamalardan bahsetti. Ticari kaygı gözetilerek yapılan yanlış ilaçlamalar, arılardan fazla bal almak için şekerli su verilmesi vb… Bir tüketici olarak sofraya gelen balın öyküsünü bilmemizin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha anladım.

Arıların çok özel olduklarını düşünüyorum. Onların çalışma stilinden, kovan içindeki kurallarından öğrenmemiz gereken çok şey var bence. Bala hiç bu kadar yakın olmamıştım. Bana bal hasadını görme fırsatı veren Alper Kuyucu’ya ve ailesine çok teşekkür ederim.

Anladım ki, biz yıllarca ekofobik bireyler olarak büyümüşüz. Filmlerde insanlara saldıran kuşlar, arılar bilinçaltımıza işlemiş sanki.

‘Korkmadan arıların yanında nasıl duruyorsun?’

‘Arıların saldırmaması ne ilginç’ sözleri, bu düşüncemi kanıtlar nitelikte.

Ama iyimserim, ekofobiyi aştığımız, doğa ile, hayvanlarla daha fazla bütünleşebileceğimiz günler gelecek, inanıyorum ben.