Çamtepe'de Haiku İnzivası

haiku resim

 ‘Kozalak düşü

Ya da düşen kozalak

Şu kızılçamda’

Tam bir yıl önce yolculuğumun başladığı yerdeyim. Bir yıl önce tam burada ‘Yaşam Dönüşümdür’ ü okumaya başlamış, ‘nerdeyim ve ne yapıyorum’ diye sorgulamış , Çamtepe’nin bana ‘Şehirde kalma artık’ dediğine şahit olmuştum. İşte, geri çağırdı beni. Görmek istedi tekrar zahir, işin içinde de haiku ve inziva da olunca hevesle uydum ben de bu çağrıya.

Geçtiğimiz hafta Çamtepe Ekolojik Yaşam Merkezi’nde Haiku inzivası yapıldı. Haiku, geleneksel bir Japon şiiri türü. Doğa gözlemine dayanıyor, sade ve kısa olması en önemli özelliklerinden biri. Üç gün boyunca Burcu Arık Akyüz ve Eren Atak öncülüğünde Haikunun gizemli dünyasına daldık, Haiku üstatlarının eserlerine baktık, sonra katılımcılar olarak biz, serbest ve temalı haiku ‘kurduk’. Evet, kuruyoruz: Doğadan ilham alıp, kendi zihnimizde var olanı betimliyoruz ya da insan özelliklerini doğaya ya da hayvanlara yüklüyoruz.

‘Öte öte tükenmiş

Bir kabuğu kalmış

Çekirgenin’

Başo

Üç gün boyunca, Filiz’in ‘Benim için de, içinde rüzgar geçen bir haiku yaz, olur mu?’ diyerek bana hediye ettiği haiku defterlerimi alarak çamların içine iniyorum. Gidip en heybetli ağacın dibine oturuyorum. Birden sözcükler dökülüveriyor, ağaç söylüyor ben yazıyorum:

Bir sonbaharda

Anlattı ağaç hüznü

Şu kabuğuna’

Çamtepe’de zaman yok. Bir cümle gördüm kitapta: ‘Orada bir gün, burada bir yıl’ Öyle. Şu çamın altında kaç zamandır oturduğumu hatırlamıyorum. Hayatın benim için kozalak, bulut ve ağaç kabuğundan ibaret olduğu anlar. Zaman, bizim haiku buluşmamızın içinde ‘erimiş’ Ne güzel olmuş. Uzun masada beraber yenen yemeklerin, ağaç evin uzandığı yıldızların , bilge kozalağın bana ne demek istediğini anlamaya çalışmanın güzelliği bambaşka.

‘Ağaç ev ya bu

Gösterir yıldızların

Gizemini bak.’

Buradan ayrılmak kolay değil. Bırakmıyor ya da ben ayrılamıyorum. Sabah çıkmaya niyet edip akşam dönüyorum. Ağaçlar bana giderayak yine bir şeyler anlattı, kelimeleri çıkaramıyorum şimdi, ama anladım güzel şeyler söylediklerini. Doğayı gözlemlemek, ağaç olsun, kuş olsun kelebek olsun, ya da diğerleri, varlığımı anlamlandırıyor, ve an’a döndürüyor. Şükranla…

Hayatın Akışına İnanır Mısınız?

m4

Normal bilim gerçekteki ya da teorideki yenilikleri hedeflemez’

                                                                                                                                   Thomas Kuhn

Hayatın akışına inanır mısınız? İhtiyacınız olan zamanlarda size istediklerinizin geldiğine? Ne önce, ne de sonra, bazı imkanların tam da zamanında karşınıza çıktığına? Ben inanıyorum. Beton binaların karalığına isyan edip işi gücü bıraktıktan ve son bir yılda ekolojik çiftliklerde gönüllülük yaptıktan sonra, tam da hayatımın nasıl bir noktaya gideceğine karar verirken ‘Bütüncül Yönetim’ le tanıştım.

Bütüncül Yönetim, dünya üzerindeki ekosistemleri onarmak, biyolojik çeşitliliği sağlamak için ortaya atılan bir çözüm önerisi. Bütüncül Yönetimi tasarlayan kişi ise Allan Savory, yıllar boyunca dünyanın çöllerinin nasıl yeşertilebileceği ve iklim değişikliğinin nasıl tersine döndürülebileceğini araştıran ve daha sonra Savory Enstitüsünü kuran bir biyolog. Savory, Afrika’dan Avrupa’ya kadar dünya üzerinde yaklaşık 15 milyon hektarlık arazi üzerinde değişim sağlar ve lakabı ‘çölleri yeşerten adam’ olur. Yaptığı gözlemler sonunda var olan görüşün tersine, çiftlik hayvanlarının azaltıldığı ya da uzaklaştırıldığı bölgelerde çölleşmenin daha da fazlalaştığını görür ve böylece eski paradigmayı(çiftlik hayvanları çölleşmeye sebep olur) yerinden sallar. ‘Bizi sadece hayvancılık kurtaracak’ der ve doğanın karmaşıklığıyla baş edebilmemiz için arazilerde hayvanların planlı otlatılmasını, etkili arazi yönetimini, sosyal ve ekonomik koşulları etkili kullanmayı kapsayan ‘Bütüncül Yönetim’i oluşturur.

Savory Enstitusu’nun esas amacı ‘dünyanın bütün otlaklarını onarmak’ . Enstitü, Bütüncül Yönetimin küresel olarak yayılabilmesi için yerel gözeler oluşturuyor; Şili’den Afrika’ya, Meksika’dan İspanya’ya kadar pek çok göze var. Benim ‘Bütüncül Yönetim’ ile tanışmamı sağlayan ‘Anadolu Meraları’ Savory Enstitüsü ‘nün Türkiye Gözesi. Durukan Dudu ve Volkan Büyükgüngör tarafından kurulmuş, başta Anadolu olmak üzere ekosistemleri ve kırsal yaşamı onarıcı uygulamaların yaygınlaşmasını hedefleyen bir oluşum. Bu arada, bir açıklama: Göze, tepelik arazilerdeki yeraltı sularının patlama yaptığı ,yüzeye çıktığı yeri anlatmak için kullanılırmış. Anadolu Meralarının hedefi de, aynı gözeler gibi Bütüncül Yönetimin Anadolu topraklarına fışkırması ve yayılması.

Bu amaçla, Anadolu Meraları geçtiğimiz ağustos ayında Uygulamalı Bütüncül Yönetim Eğitimi düzenledi. On beş gün süren eğitim boyunca ekosistem süreçlerinden karar alma mekanizmalarına, finansal planlamadan planlı otlatmaya kadar yoğun bir eğitim aldık. Sınıfımız oldukça ‘bize göreydi’: açık havada,saman balyasından sıralarla, önde çakıl (Durukan’ların köpeği), arkada gitar, alternatif bir eğitim anlayışıyla ders yaptık. Eğitimde teorik ve pratik kısım birlikteydi, eğitim adı üzerinde ‘bütün’ ve sistemli bir şekilde ilerledi ve hedeflerimize ulaşmamız yolunda ipuçları sağladı.

Araziye çıktık bol bol. Arazi döngüsünü keşfetmeye çalıştık. Kuralmış zaten, eğer gün sonunda tırnaklarının içi toprak dolmadıysa çok çalışmadın demekmiş. Aşırı mı otlatılmış aşırı mı dinlendirilmiş, hayvan etkisi ne boyutta, bitki örtüsü nasıl, su döngüsü nasıl anlamaya çalıştık. Bir gün koyunları bir padogdan diğerine geçirmelerini gözlemledik. (Otlaklar padoglar halinde elektrikli tellerle ayrılmış ve otlatma planına göre süreli olarak koyunların yerleri değiştiriliyor.) Durukan ve Volkanın koyunları hem temiz, hem sağlıklı ve mutlular, yüzlerine bakınca bunu görebiliyorum. Daha önce koyunların olduğu bir çiftliğe gitmemiştim, acaba bütün koyunlar mutlu mudur? diye düşünsem de , ‘zannetmem’ dedim içimden, ‘mutlular çünkü doğal yem, hiçbir şekilde yapay besin yok, yeni kırpılmışlar, tertemizler ve sürekli otlaklarını, otlama alanlarını planlayan bir ekip var, niye mutlu olmasınlar?’

Arazide yaptığımız gözlemler dışında eğitimin diğer boyutu planlamalar yapmaktı. Bütüncül Planlamanın diğer özelliği ayrıntılı planlar yaptırması, öyle sorular var ki, ‘Kimsin? Amacın ne? Bir ayna etkisi aslında. Ne yapmak istiyorsun, şu an neredesin? Yaşam kalitelerin neler? Gelecekte nasıl bir kaynağın olacak gibi sorular çıktı. Bir sonraki aşama finansal planlamaydı. Ben en son ne zaman plan yapmıştım? Plan yapmak çok akıl işi değil miydi ve hesap kitap işleri insanı bunaltmaz mıydı? Eğer istediğim kalitede yaşamam için amacıma hizmet ediyorsa hayır. Kurumsal hayat beni bunalttı diye güzelim plana haksızlık ettiğimi fark ettim. Plan bunaltıcı değil, aksine güvenli. Her seferinde bir sonraki adımı bilmek güven veriyor ve sağlıklı karar almaya yardım ediyor. Allan Savory TED konuşmasında, otlatma yapılmasına rağmen hala çölleşme sorununun çözülememesinin sebebi olarak çobanların yanlış ve plansız otlatma yapmalarını göstermişti. Artık inanıyorum ki, elimizde güçlü bir plan varsa, olanaklarımızı da daha sağlıklı bir şekilde değerlendirebiliriz. Eğitimin planlama bölümü zor ve belki de en can alıcı noktası .Terledik , çok kafa yorduk ama nihayet ben de sınıf arkadaşlarım da finansal planlama ve otlatma planı üzerinde kağıt üzerinde uygulama yapabildik.

Eğitimin sonunda, engin bir deniz ile karşı karşıya olduğumu fark ettim. Ne kadar okunacak kaynak, ne çok incelenecek arazi var! Ve bütün bunlar çok güzel. ‘Sürdürülebilir yaşam’ diyoruz ya, ‘sürdürülebilir’ olan benim, ben dönüşüyorum. Öğreniyorum ve uygulamaya dair cesaretleniyorum. Teşekkür etmem gereken güzel insanlar; bana burs vererek bu eğitimi almama olanak sağlayan Aysun Sökmen, yeni ufuklar açan Durukan Dudu ve Volkan Büyükgüngör, bizi yemekleriyle ve fiziki koşullarıyla destekleyen Ormanevi Kolektifi, ders dışındaki nefis sohbetlerle zihnimi açan sınıf arkadaşlarım, sizinle aynı yolda yürümekten büyük bir mutluluk duyuyorum.

Not: Allan Savory Ekim ayında İstanbul’a gelecek ve Yeditepe Üniversitesi’nde ‘Doğadan İlham Alan Dahiyane Yaklaşımlarla Onarıcı Tarım’ adlı bir atölye düzenleyecektir.